SEÇİM SONRASI TEHLİKELİ SULAR…

Seçim öncesindeki gerginlik seçim sonrasında azalmadı, aksine artarak sürüyor… Seçimlerin şaibeli olduğunu düşünen halkın buna itiraz etmesi en tabii demokratik hakkı. Demokrasinin koşullarının oluşmadığı, hatta daha da gerilediği, halkın adalete ve kurumlara olan güveninin zedelendiği durumlarda son derece doğal. Gerginliğin bir boyutu bu. Ama onun kadar önemli bir unsur da iktidar partisinin sözcülerinin ve hükümetin başının kışkırtıcı ve tehditkâr söylemleri. Bu üsluplarından vazgeçme gibi bir niyetleri olmadığı gibi, CHP’yi olayların sorumlusu olarak göstererek gerilimi daha da artırmayı başarıyorlar.. Bu yüzden mücadelenin ve hak aramanın, kışkırtıcılığa ve provokasyona geçit vermeden yapılması son derece önemli.. Seçim sonları tehlikeli sulardayız unutmayalım…

Özellikle önümüzde Ukrayna, Mısır ve benzeri örnekler dururken…
Mücadele ve hak arama Gezi ruhunun aynen devam ettiğini gösteriyor. Bana göre, bu seçimlere damgasını vuran en önemli konu, seçim sonuçlarından çok, insanların oylarına sahip çıkması. Gerek seçimlere katılımın yüksekliği, gerekse gözetmenlerin ve gönüllülerin sabahın 7’sinden başlayarak gece yarılarına kadar sandıkların başında durmaları, pusulaların sayımını izlemeleri…

Sonuçlar açıklanmaya başladıktan sonra herkesi saran umutsuzluğun kısa sürede yerini “doğru durum tespiti yapalım ve bundan sonra ne yapmalıyız konusuna odaklanalım” tavrına bırakması… Gezi ruhu işte tam da burada başlıyor. Durumu anlayıp adım adım ilerlemek… Başka bir çıkar yol yok. Tıpkı başka bir Türkiye olmadığı gibi…

Oy ve ötesi
“Durum tespiti” dedik. Oy ve Ötesi’nin 30 bini aşkın gönüllülerinden biri olarak ben de Pendik’te bir sandığın başında gece yarılarına kadar beklediğim için bu konudaki gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Bu arada Oy ve Ötesi’nin harika bir iş çıkardığını söylemeliyim. Tamamen gönüllülük esasına dayanan ve yüzde 60’tan fazlasını kadınların oluşturduğu hareketin, sandıklardaki örgütlülüğü ve performansı gerçekten çok iyiydi. 
Pendik AKP’nin güçlü olduğu ilçelerden biri. Seçmen daha saat 8 olmadan kapıların önünde kuyruk olmuştu bile ve hareketlilik gün boyu sürdü. Öncelikle AKP’ye oy verenleri aptal, cahil, ya da düşman olarak görmemek durumundayız.

Sadece değerler ve öncelikler farklı. Çökmüş bir yargı sistemi, yolsuzluklar, özgürlüklerin kısıtlanması, medyanın üzerindeki siyasi baskı gibi gerçekler, onların gündeminde değil. Dertleri de değil. Çünkü öncelikleri farklı ve bunun için haklı nedenleri var. İlk kez alt-orta sınıf olmanın keyfini sürüyorlar, tüketiyorlar, borçlanarak bile olsa sahip oluyorlar. Tayyip adının etrafında kenetlenmiş bir seçmen kitlesi bu. Ağzından çıkan her söze inanan, inanmak isteyen… Bu yüzden Tayyip, “Her gün yayımlanan tapeler için bunların hepsi komplonun bir parçası”dedi ve iş bitti. Adamları kessen aksine inanmaz, dinlemez bile seni.

Tayyip’in öfke dolu sesi, tehditleri, otoriterleşmesi onları hiç rahatsız etmiyor, çünkü bu öfkenin kendilerine yönelik olmadığını, başbakanlarının onlara sahip çıktığını biliyorlar. Zaten RTE de tüm seslenişini onlara yönelik yapıyor. Bunun ötesinde ciddi sosyal yardımlar alıyorlar, hem devletten hem de yerel yönetimlerden. Bu kaynağın da kesilmesini istemiyorlar haklı olarak.. Muhtarlık seçimleri örneğin, varoşlar ve kırsaldan gelerek kente yerleşenler için yaşamsal öneme sahip. Zaten muhtarlar arasındaki kıyasıya yarış da bunu gösteriyor. Hatta kimileri için belediye seçimlerinden bile önemli. Benim sandıkta 320 seçmen vardı, 25 boş ve geçersiz oy çıktı. Hayli yüksek bir sayı bu.

Çünkü içlerinden bir kısmı sadece muhtara oy attı; diğerini boş olarak katlayıp ya da birkaç partiye birden mühür basıp öyle zarfa yerleştirdiler 
Bizler ise demokrasi, hak, hukuk, özgürlükler, yolsuzlukların üzerine gidilmesi, internet, Twitter, adil yargı, kentsel talan gibi gelişmiş ülke vatandaşlarının doğal hak ve talepleri ile gelişmekte olan bir ülkenin seçimlerinde sandıktan sonuç bekliyoruz. Önce bunu doğru okumalıyız. Bu beklenti ile bu sandıklardan bizim istediğimiz sonuç asla ve asla çıkmaz. Öyleyse iş geliyor ne yapmalıyız, nasıl yol izlemeliyiz, sorusuna. Gezi ruhu bunun yanıtını vermeye başladı bile… Bir sonraki yazıda örneklerle işleyeceğiz…