BAŞBAKAN TAKSİM’E DÜŞMAN

Türkiye’nin belli başlı “periyodik sancıları” vardır. Başında da 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları gelir. Bu yıl da böylesi bir sancılı bir kutlama yaşanacak gibi görünüyor.

Devletin başındakiler “doğal olarak” kendilerini, işçi düşmanı olarak konumlandırırlar. 1 Mayıs İşçi Bayramı sadece işbaşındaki Tayyip Erdoğan Hükümeti tarafından engellenmedi ki… Onlar bir zincirin yeni halkaları olduklarını gösteriyorlar o kadar!…

Türkiye’ye ilk 1 Mayıs kutlamaları işgal altındaki İstanbul’da 1921’de işçi ve emekçiler tarafından kutlanmıştı. Sonra düşmanlar gitti, işçi düşmanlığı kaldı:

-1 Mayıs kutlaması yapmak yasaktır!

Taa 1976’ya kadar böyle sürdü. DİSK o zaman ortaya çıktı, “biz 1 Mayıs’ı alanlarda kutlayacağız” dedi. Dediğini de yaptı. Çok güzel oldu!

1977 1 Mayıs’ı “Emeğin Kanlı Düğünü” adıyla tarihe geçti. 1978’de DİSK’liler yine alanlara çıktılar. Bunların hepsi Taksim Meydanı’nda yaşandı. 1979’da İstanbul’u yasakladılar, 1980’de ise sıkıyönetim komutanı Necdet Uruğ bütün İstanbul’u evlerine hapsetti! Sokağa çıkma yasağı koydu. Sırf işçiler 1 Mayıs’ı kutlamasınlar diye…

Ne düşmanlık değil mi?

İşçiler Taksim’de 1 Mayıs törenleri yaparsa, dünya başımıza yıkılır, yalanları ile yıllar yılı toplumsal işkence yaptılar. Sonunda dayanamadılar 2010’da “tamam” dediler:

-Taksim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlaması yapabilirsiniz!

Gerçek bir şölen yaşandı. Yıllardan beri olmadık yalanlar söyleyenlerin ne kadar kof ve sahtekar oldukları belli oldu. İşçilerin Bayramı sahiden bayram havası yarattı ülkede…

İstanbul’un ünlü yerleri arasına 1 Mayıs kutlaması esnasında Taksim Meydanı da girdi.

Japonya’dan, İsveç’ten, Uruguay’dan, Ekvator’dan sadece bu töreni izlemek için gelenleri bu satırların yazarı gözleriyle gördü.

Üst üste üç kez (2010/2011/2012) Taksim düğün bayram yeri oldu. 2013’te egemenler “pes” ettiler:

-Bu yıl olmaz!!!

-Neden?

-Taksim’de inşaat var, Allah korusun biri düşer elini kolunu kırabilir!

Bu hassasiyet sahipleri sadece bir ay sonra onlarca insanın kafasını gözünü gaz fişekleriyle yardılar, kör ettiler. Yetmedi gencecik insanları avcı ruhuyla öldürdüler!

Ne insana ne de insan haklarına saygıları yoktu!

Bu yıl da aynı yere getirip bıraktılar koca ülkeyi: Taksim’de 1 Mayıs olmaz!

-Niye olmaz niye?

Bunun verilmeyen yanıtını biliyoruz: Biz bildiğiniz bir kazmayız!…

İstanbul’da yaşamayanlar için açalım: Taksim şu anda bitirilmiş bir şantiye sahası halinde, günün her saati bomboş bir meydandır! Her yanına beton dökülmüş, öyle de bırakılmıştır.

Geçen Haziran’dan bu yana Taksim’e kimse el süremiyor. Savaş alanı halinde duruyor.

Ne Beyoğlu Belediyesi, ne İstanbul Büyük Şehir Belediyesi buraya ilişkin bir proje uygulaması yapamıyor.

Çünkü o meydan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sarsılmaz otoritesinin yerle bir edildiği dehşetengiz bir mahaldir! 15 kişi toplu olarak Gezi Parkının merdivenlerinde hatıra fotoğrafı çektirse, anında Çevik Kuvvet kırmızı alarma geçiyor.

Açık olarak görülüyor ki, bu ülkenin en büyük gerilim yaratan odağı bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendisidir. Ayrıca kendinden önceki bütün iktidar sahipleri gibidir:

-Başbakan İşçi Sınıfına, DİSK’e, Taksim’e düşmandır!

‘Haydi bakalım!’

12 Eylül dönemi sürerken Türk-İş’in muhalefet kanadına mensup sendikalar tabandan gelen baskıyı yüksek sesle dile getirmişlerdi:

-Genel Grev!

Emek Sineması’nda büyük bir toplantı yapılmıştı. Yıl 1987. Kürsüye her gelen “Genel Grev” diyerek iniyordu. Türk-İş’in yönetimine yakın bir sendika başkanı da salonda esen rüzgara kapılmış en ateşli konuşmalardan birini yaptıktan sonra sözlerini şöyle bağlamıştı:

-Artık söz bitmiştir, genel grev zamanı gelmiştir!

Çok alkışlandı.

Toplantı sonrası Cumhuriyet’ten Şükran Soner ile Türk-İş 1. Bölge Başkanlığı binasına gitmiştik. Toplantının değerlendirmesi yapılıyordu. Biraz önce en ateşli konuşmayı yapan sendika başkanı burnundan soluyordu:

-Genel Grevmiş, hadi bakalım yapın da görelim!

Elbette “Genel Grev” yapılmadı!

Oğlum, darbe yapılıyor!

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yumuşak karnı olan 17 Aralık 2013 günü yaşananlar, tarihe geçti. O sabah bakanlar ve çocuklarının gözaltına alınmasıyla başlayan operasyon haberini alan Başbakan Tayyip Erdoğan, oğlu Bilal’i arayıp bazı uyarılarda bulunuyordu.

Alçak sesle konuşuyor, bazı önlemler alınmasını istiyordu.

Sonradan bu operasyonun bir “darbe” olduğunu söyleyecek olan Erdoğan o sabah şöyle demiyordu:

-Oğlum bize karşı bir darbe tezgâhlanıyor!

Onun yerine “Bir yolsuzluk Operasyonu başlattılar” diyordu. O sabah “yolsuzluk operasyonu” diye tanımladığı şeyi, daha sonra “darbe” diye takdim edecekti.

Madem “yolsuzluk” yoktu, niye bakanlarını istifa ettirdi?

Bunu da bir izah etse de öğrensek…