İŞ DÜNYASI AİLE İÇİ ŞİDDETİ ÖNLEYEBİLECEK Mİ?

Zehra sabah aynada moraran gözünü, dudağının üzerindeki yarayı görünce bir an, “Acaba işe telefon edip hastayım deyip gitmesem mi?” diye düşündü. Sonra vazgeçti.

Birkaç hafta önce bir bahane bulup gitmemişti. Ama nereye kadar? Eninde sonunda kapının önüne koyarlardı onu. “Soran olursa kapıya çarptım derim” diye geçirdi aklından.

Aslında bu olay birkaç ayda bir tekrarlandığı için artık pek soru soran da olmuyordu yakın birkaç mesai arkadaşı dışında. Kemikleri sızlıyordu, ama yine de bir kuvvet giyindi, bir pudra ile morlukları hafifletmeye çalıştı ve yola çıktı…

Her 10 kadından 4’ünün hayatları boyunca şiddetin en az bir formuyla karşı karşıya kaldığı bir ülke Türkiye. İçlerinde en yaygını aile içi şiddet. Ve ne yazık ki azalacağına artıyor. Hem şiddet hem kadın cinayetleri. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü verilerine (2009 yılı araştırması sonuçları) göre ülke genelindeki kadınların yüzde 39’u fiziksel şiddet, yüzde 15’i cinsel şiddet yaşarken yüzde 42’si de iki şiddetten en az birini yaşadığını ifade ediyor. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre ise kadın cinayetleri son 7 yılda yüzde 1400 artmış durumda. Her ne kadar kadınların gelir düzeylerinin artması şiddetin yoğunluğunu azaltıyor olsa da her eğitim düzeyinden kadın şiddet mağduru olabiliyor.

Önceleri tam bir tabu idi aile içi şiddet. Devlet kademelerinde bile. Polis müdahale etmezdi. Feminist hareketin yoğun çabaları sonucunda yasa değişiklikleri yapılarak devletin kadını korumasının yolu açıldı. Açıldı açılmasına ama hem kadını ne kadar koruduğu tartışılır hem de şiddet ülke geneline öylesine nüfus etmiş durumdaki tek başına devletin fazla yol kat edemeyeceği aşikâr. İş dünyası buradan hareketle önemli bir adım attı. Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu öncülüğünde“Aile İçi Şiddete Karşı İş Dünyası” isimli bir proje başlıyor. Burada amaç, şirketlerin bu konudaki duyarlılıklarını artırmak, kurumların şiddet gören çalışanlarına sahip çıkmaları ve toplumsal farkındalığın çoğalması… Anketlerle şiddetin boyutları öğrenilecek; uluslararası boyutta bu konuda şirketlerin iyi uygulamaları tespit edilecek ve Türkiye’deki şirketlerin bu modelleri benimsemeleri teşvik edilecek. Hollanda hükümetinin Matra Fonu’ndan sağlanan 20 bin Avro’luk destekle yürütülecek olan ve 1 yıl sürmesi planlanan projenin tanıtılması kapsamında düzenlenen çalıştayda STK’ler, iş ve akademi dünyası ile bir araya geldik. Projenin liderliğini üstlenen Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Melsa Ararat’a göre şirketlerin sorumluluğu mesai saatleri dışında da devam etmeli.

Ararat “Şiddet uygulayan erkek, polisten ve devletten korkmuyor, ne yapacağını biliyor ve ona göre davranıyor ama kadının arkasında onu koruyan, sahip çıkan bir şirket olursa nasıl bir sonuçla karşılaşacağını bilmediği için kendine çeki düzen verir” diyor. Tabii burada kadının kendisine yönelik şiddeti hem anlatabilmesi hem de bu yüzden işten atılmaktan korkmaması gerekiyor.

İş dünyasının bu konuya el atması son derece önemli. Sabancı Üniversitesi iyi bir ilk adımı attı ancak sadece bir avuç şirkette uygulamanın başlaması toplumsal dönüşüm için asla yeterli değil.

Bir Kadın Hakları Savunucusu: Moroğlu

Yaşamını kadın hakları mücadelesine adayan bir isim Prof. Dr. Nazan Moroğlu. Tam anlamıyla bir sivil toplum savaşçısı. 2 dönem başkanlığını yaptığı Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’nde (TÜKD) koltuğunu Prof. Dr. Gaye Erbatur’a devretmeye hazırlanıyor. Geçen hafta bir veda buluşması düzenleyen Moroğlu, genel başkanlığı süresince kadınlara ve üniversite öğrencilerine yönelik projelerinin aile içi şiddetin önlenmesi, çocuk gelinler ve hukuk okuryazarlığı üzerine yoğunlaştığını kaydetti ve düzenli olarak kız çocuklarına burs verdiklerini belirtti. Moroğlu akademik çalışmalarına geri dönecek tabii kadın çalışmaları konusunda mücadeleyi de bırakmadan…