ORTAYA KARIŞIK DÜŞÜNCELER

AKP iktidarının “paralel devlet” dediği cemaat, unutulmasın ki ABD’nin “ılımlı İslam projesi” dahilinde ürettiği, Türkiye’nin de güle oynaya içeri buyur ettiği Truva Atı’nın fedaileridir.

12 Şubat 2014’te bu köşede yayımlanan “İki Zahit, Bir Ahit” yazımda, Türkiye’de 17 Aralık 2013’te yapılan yargı operasyonunda düğmeye taşeronun değil, ağası ABD’nin bastığını ve İran’ın uluslararası ambargoyu delmesine artık izin vermeyeceğini ileri sürmüştüm. Gün geçmiyor ki, bu yorum doğrulanmasın…

Anımsayalım.

2013 yılının sonuna doğru, ABD ve AB, İranlı iş adamı Babek Zencani’nin sahibi olduğu 50’den fazla paravan şirket aracılığıyla 20 milyar dolar dolaylarında bir parayı ambargodan kaçırdığını saptadığı İran’ı “kara liste”ye aldı. Batı bankalarında, Babek Zencani ve Rıza Sarraf’ın hesaplarına el konuldu. Ne var ki bu hesaplarda para yoktu.

Uluslararası ambargoyu delmek için kurulan tezgah ortaya çıkınca, Babek Zencani hızla İran’a döndü, teslim oldu, evrakta sahtecilik ve rüşvet suçlarından tutuklu yargılanıyor.

İran, resmi açıklamalarda, “Bunların bize 3 milyar doların üstünde borcu var. Biz de bu paranın peşindeyiz. Hatta Türkiye, Malezya ve Tacikistan’daki bağlantılarına da ulaştık!” diyor.

***

Bu açıklama, hem iz süren Batılılara yönelik bir nedamet mesajı, hem de Türkiye’deki “ilgili” makamlara gözdağı kanısı uyandırıyor.

İran, “Biz ambargodan çok zarar gördük, tamahkar komşularımız sayesinde soluk aldık. Bedelini ödedik. Üzerimize gelirseniz, Zencani’nin ortağı Rıza Sarraf’ın, örneğin Çalık Grubu’na ait Aktifbank üzerinden yaptığı para transferlerinin incelenmesini isteyebiliriz, ” demek istiyor olabilir mi?

Ya da: “Zencani, Türkiye’de Kont Grup ve Sorinet gibi adlarla onlarca paravan şirket kurup kara paramı aklarken, nerelerdeydiniz?” diye mi soruyordur, acaba?

Her neyse ;burada ileri sürdüğüm hiç bir savı, işkembeden atmadığımı bilmenizi isterim, sevgili okurlarım. Konu, sürekli İran medyasının gündeminde ve Pers geleneklerine yaraşır bir incelikle, oya gibi işleniyor!

Örneğin İran medyası, geçenlerde Babek Zencani’nin yargıya verdiği ifadeyi yayımladı. Bu ifade tutanağında, sanığın İran’ın kara parasına ilişkin “Uluslararası suç örgütünü ortaya çıkarabilecek bilgiye sahip olduğu,” yönündeki sözleri dikkat çekti.

Derken İran milletvekilleri Ali Purmuhtar ve Abbas Sultani, Zencani’nin yurtdışındaki bazı “işbirlikçileri”nin adlarını verdiler. Türkiye, Malezya ve Tacikistan’daki aracıların kimliklerini de biliyoruz, dediler.

***

Peki bunlar kimlere laf atıyor ve İran, bu ifadeleri dünyaya yaymakla kime mesaj veriyor?
Elbette ABD’ne.

Eski CİA yöneticisi olup, şimdi “Demokrasileri Savunma Vakfı” FDD’nin başkanlığını yürüten James Woosley, geçen hafta Hong Kong’daydı. Salt yerel değil, yabancı basına da küçük harflerle düşen haberden, Woosley’in hangi nedenle Hong Kong’u ziyaret ettiği anlaşılamadı.

Ama ziyaretin hemen ardından, “ABD Kongresinin yaptığı incelemeler doğrultusunda, İran’ın ambargoyu delerek edindiği 300 milyar doların izinin Hong Kong’da sürüldüğü ve para giriş çıkışlarında özellikle The Hong Kong and Shanghai Banking Corporation adlı kurumun öne çıktığı,” açıklandı.

Kumar masasında gerek ABD’nin, gerekse İran’ın eli güçlü. Bağırıp çağıran üçüncü kumarbazın, blöf yaptığını biliyorlar. Ne dersek yapacaksın, ne istersek vereceksin, diyorlar.

Öyle de oluyor, zaten.

***

Nasıl mı oluyor?

ABD’nin 6. Filosuna ait teknoloji harikası istihbarat gemisi “Husband Ear”, yani Koca Kulak, pervanesini çarptığı gerekçesiyle, Montrö Antlaşması’nın izin verdiği 3 haftayı çok aşan bir süre için Samsun limanına demirledi. Hatta Rusya, konuyla ilgili bir nota verdi Türkiye’ye.

Birkaç gün önce Çanakkale Boğazı’ndan ABD’nin en önemli füze destroyeri “Donald Cook” geçti ve Karadeniz’e gidiyor. Ertesi gün de Fransız askeri istihbarat gemisi “Dupuy de Lome” geçti, aynı güzergaha doğru… Oysa daha birkaç yıl önceye kadar Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’mız, Montrö Antlaşması gereği Karadeniz’e sahili olmayan ülkelerin savaş gemilerine Karadeniz’e çıkış izni vermiyordu. Şimdi o amirallerin nerede olduklarına bakınız…

Diyeceksiniz ki NATO ülkelerine ait savaş gemilerinin Karadeniz’e girip çıkmalarıyla İran’ın kara parasının ne ilgisi var?

“Ne dersek yapacaksın, ne istersek vereceksin!” tümcesinin karşılığı, işte tam da burada, tabak gibi açık. Kabak gibi ortada. Yeni bir soğuk savaşın, yine uç NATO karakoluyuz. Rusya, bir kez daha düşmanımız.

İran’a konulan ambargoyu delmeye giderken, Türkiye’yi süzgeç haline getirmek, vallahi kolay değildi. Pes!

Ahlak kaçınca, para peşinden seğirtir.
Jacques Prevert

"G" NOKTASI

MERHAMETSİZ SEVGİLİM

Dünya’da on kişi kalmış
ve dokuz merhamet
herkese vermişler de
bir sen kalmışsın
benim
merhametsiz sevgilim.

A.KADRİ ERGİN