BAL GİBİ OLUR!

Tayyip Bey’in adaylığı koyup, halkın oylarıyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkarak Başkanlık rejimini fiilen kurmasının demokrasinin sonu olacağı, aynı zamanda, Anayasa değişikliği yapılmadan, başkanlık rejimine geçmenin olur iş olmadığı, olmayacağı yazılıyor sıkça.

Şöyle bir durum bakalım:

Tayyip Bey’in her yetkiyi elinde tutan başkan olarak Çankaya’ya oturması demokrasinin sonununu getirebilir mi?

Bunun yanıtı” kesinlikle hayır”dır.

Gerekçesi mi?

O, o kadar açık ki efendim:

-Olmayan bir şeyin sonunun gelmesi mümkün değildir ki!

Türkiye’de demokrasinin sonu zaten 12 eylül 2010 referandumunun akabinde yapılan değişikliklerle, kuvvetler ayrılığı ilkesiyle, yargı bağımsızlığının ayaklar altına alınmasıyla, çoktan gelmişti.

Bu durumda Başkanlık sisteminin denge ve denetim mekanizmalarından da yoksun, daha ziyade diktaların başvurduğu Başkancı sistemin gelip demokrasiyi ortadan kaldıracağı savı geçersizdir.

Yasama yürütme ve yargının tümüyle Tayyip Bey’in emir ve komutasında olduğu, devletin gizli istihbaratının Gestapo’ya rahmet okutacak yetkilerle donatıldığı Başbakancı Sistem, Başkancı Sistemi solda sıfır bırakacak kadar despottur zaten.

***

Şimdi bir an için aşağıdaki satırları dikkatle okuyalım birlikte:

”Cumhuriyetin kurumları milletin bağımsızlığı ya da ulusrararası yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ciddi ve ani bir şekilde tehdit edildiği ve Anayasadaki kamu iktidarının işleyişi sekteye uğradığında , Cumhurbaşkanı bu durumların gerektirdiği bütün tedbirleri Başbakan, Meclis başkanları ve Anayasa Konseyi (Mahkemesi) ile resmi bir danışmadan sonra alır.

Bu tedbirleri millete bir mesaj ile duyurur…”

Yukarıdaki satırlar 4 ekim 1958 tarihli Fransız Beşinci Cumhuryeti Anayasası’nın 16.maddesinden alınmıştır.

Görüldüğü gibi, Cumhuriyet’in tehlikeye düşmesi halinde, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanları ve Anayasa Konseyi Başkanına danışarak, gerekli gördüğü bütün tedbirleri, alır. Dikkat buyurunuz önlemler alınırken, danışma söz konusu, yoksa onay değil.

Maurice Duverger bu madde için şunu söylüyor:

-Bu madde Cumhurbaşkanına modern bir diktatörün sahip olmak isteyeceği tüm yetkileri veriyor.

Gerçekten de öyle, tek yükümlülük, bu olağanüstü yetkiler sırasında parlamentonun açık olması ve Cumhurbaşkanının bu süre zarfında 12 maddenin kendisine verdiği parlamentoyu fesih yetkisini kullanamaması,

***

Görüyorsunuz 1958 Anayasasının verdiği yetkilerin genişliğini.

Bu düşünülebilecek en geniş yetkiler bile Fransa Cumhurbaşkanlığı kurumu Türkiye’de Tayyip Bey kadar mutlak yetkili kılmıyor.

O anayasasıyla Fransa, bu anayasasıyla Türkiye’den daha demokratiktir.

Bunda şaşacak bir yön yok.

Çünkü demokrasiler, salt ülkelerin anayasalarının değil, ama aynı zamanda demokratik kültürlerinin geleneklerinin, kurumlarının toplamlarının ürünleridirler.

Tayyip Bey’in elinde anayasal metin olarak Fransız Cumhurbaşkanlarının sahip olduğu yetkiler yoktur, ama fiiliyatta o ve çevresi ve Türkiye’nin demokrasi kültürü onun fiilen öyle bir sulta kurmasına izin vermektedir ki, kendisi çağımızın ünlü despotları arasında ön sıralarda sayılabilmektedir.

Demek ki, hırsızlığı plebisite sunup, aklatmak gibi hiçbir anayasanın kendisine vermediği ama kendisinin kendiliğinden tesahüp ettiği bir yetkiye sahip bulunan Tayyip Bey’in yetki konusunda anayasal değişikliğe bile ihtiyacı yoktur.

Şimdi sorulabilir:

-Ama böyle bir davranışrdemokratik olur mu?

Şimdiye kadar on kez gerektiği halde sormadığımız bu soruyu sormakta ise maalesefe geç kalmış bulunmaktayız.

Bu durumda hiçbir şey için “olur mu?” diye sormayın! Çünkü cevabı açık ve nettir:

-Olur Olur bal gibi, olur!