İYİLEŞTİRME SANATI

Bizim ailede tıp bilimine ilişkin iki tipoloji vardır. Ana tipiyle, abla tipi. Her iki tipin ortak yanı, hipokondriyak, yani hastalık hastası olup, hastane, sağlık ocağı, klinik mlinik, artık yakınlarda ne varsa, bir ayaklarının mutlaka bir tıp ve tedavi ortamından eksik olmamasıdır. Ayrıldıkları yan ise avuç dolusu hap içmeye bayılmasına karşın, ana tipinin ameliyattan ödü koparken, abla tipinin nereni keseceğiz deseler masaya yatıp, cırt cırt kestirebilmesidir.

Elbette ben de hastalık hastasıyım. Ama ana tipine çekmişim, ameliyattan ödüm kopar, bir. Son yıllarda doktor doktor gezmiyorsam, hem kafamı, hem bedenimi tedavi eden “ideal” doktoru nihayet bulduğum ve yanından asla ayrılmadığım içindir, iki…

Artık hem dostum, hem doktorum Emel Gökmen’i, yazar arkadaşım Yazgülü Aldoğan sayesinde tanıdım. Beş yıl önce, Daniel’in el ve bilek kanalı tıkanıklığından korkunç ağrıları vardı. Tüm uzmanlar, “tek çare ameliyat” diyorlardı. Yazgülü, “Beni kadim migrenimden iyileştirdi, bir de Emel’i görün,” dedi. O gün bugündür, Daniel ameliyatsız iyileşmekle kalmadı, ailecek bakıma alındık. Emel yılda iki kez fabrika ayarlarımızı yapıyor, ablam bile doktor doktor dolaşmaktan vazgeçti, hepimiz “integratif tıp” müridi kesildik.

***

Emel Gökmen, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İ.Ü. Tıp Fakültesi Nöroloji Ana dilim dalında uzmanlığını tamamlayan bir Nörolog Doktor. Çok rahatlıkla söyleyebilirim, üstün zekalıdır. Eh, üstün zeka da sorgulamadan edemez. Emel de hastane ortamında çalıştığı süreçte, tanı ve tanıya uygun ilaç döngüsünü sorguluyor. Yaşamı boyunca çok çektiği migren ve baş ağrıları başta, bazı hastalıkların kök nedenlerini araştırıyor. Sonunda, 2004 yılında Alman Hastanesi’ndeki görevinden ayrılıp, klasik tıp eğitimine nöral terapi, akupunktur, homeopati, manyetik alan tedavi yöntemlerini katan “integratif tıp” alanında, Gökmen Yaklaşımı diye anılan algoritmayı geliştiriyor.

***

Bu yaklaşım, bazı hastalıklara neden olan asıl sorunu saptayıp klasik tıp ile integratif tıp yöntemlerini birlikte kullanarak tedaviyi öngörüyor. Özellikle migren gibi, nedeni çoğu kez aranmadan, dolayısıyla bulunmadığı için ömür boyu dozu giderek artan ilaçlarla tedavi edilen baş ağrılarını iyileştirmekte uzmanlaşan Emel Gökmen, elbette önce kendi migrenini yendi. Yüzlerce hastasını da yıllardır çektikleri, artık kader kabul ettikleri migrenden ya da çeşitli ağrılardan kurtardı. Bazılarını birebir tanıyor, ağrısız ve ilaçsız bir yaşama yeniden doğduklarını biliyorum.

Emel Gökmen, ağrıları iyileştirmekteki yeni yaklaşım ve deneyimini nihayet Migrene Çözüm Var!* başlıklı bir kitapta topladı. Herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dille yazılan ve hasta öyküleriyle hem heyecanla okunup, hem de umut veren kitap; bence tıp biliminin de ufkunu genişletiyor. Çünkü…

Çünkü tıp alemine de özellikle yurdumuzda giderek unutulan temel kuralları anımsatıyor. Bu kuralların ilki, Primum non nocere, « Önce zarar verme »dir. İkincisi, Aude sapere, yani « Bilmeye cesaret et ».

***

Şöyle bir düşünün. Hastaneye küçük bir sorunla girip, büyük bir sorunla çıkan birini tanıyorsunuzdur, mutlaka. Ben epeyce tanıyorum.

Türkiye’nin AKP iktidarı sayesinde girdiği sağlık rantı yarışında, yaşayacak parayı kazanmak için devlet hastanelerinden özel hastanelere geçmek zorunda kalan doktorlar, o hastanelerin göz boyamaya yarayan milyon dolarlık makinalarının masrafını çıkarmak, ilaç sanayini döndürmek için hastalara «tüketici » gözüyle bakmak zorundalar. Oysa insanlar parmağında dolama çıkınca tomografiye girdi, ameliyatsız atlatabilecekleri hastalık için ameliyat oldu ya da avuç avuç ilaç kullanıyor diye daha sağlıklı değiller… Tam tersine.

İşte Emel Gökmen’in kitabı, salt migren ve baş ağrısı olan insanlara çare umudu vermekle kalmıyor. Aynı zamanda hekimliğin de temel ahlakını, yaşamın korunması gereken bir kutsallık, hastanın da «tüketim motoru» değil, iyileştirilmeyi bekleyen bir can olduğunu anımsatıyor !

*Hayykitap, 2014

Her hekimin favori bir hastalığı vardır.
Henry Fielding

"G" NOKTASI

“Bu kitapta okuduğunuz bazı öykülerde kendi baş ağrınızı bulacaksınız, bazılarında kendi ağrınızın daha çekilir olduğunu düşüneceksiniz. Ne güzel, çaresi varmış, diyeceksiniz. Migrenli olmasanız da çevrenizdeki migrenlileri daha iyi anlayacaksınız.

En güzeli, migrenli olmanın ayrıcalığını fark edeceksiniz. Biliniz ki tarihteki pek çok düşünür, yazar, sanatçı ve bilim insanı migrenliydi. En bilinenleri: Charles Darwin, Friedrich Nietsche, Sigmund Freud, Vincent van Gogh, Pablo Picasso, Hildegard von Bingen, Lewis Caroll, Virginia Woolf, Stephen King…

Migrenli olmak, bilinçte yükselmenin yanısıra ayrıntılı düşünmeyi, detayları görebilmeyi, belki de çekilen acı nedeniyle sabredebilmeyi, hayata farklı bakabilmeyi de beraberinde getirir.”*

*EMEL GÖKMEN