SENİ SEVİYORUM…

Dün Dünya Yazarlar Birliği PEN’in Türkiye Merkezi olarak, Yönetim Kurulu Toplantımız vardı. Her ay yaptığımız sıradan bir toplantı… Daha doğrusu ben sıradan olacağını sanıyordum… Oysa değildi… Hiç değildi…
Geçen aydan bu yana yaşananları irdelerken, geleceğe yönelik planlar yaparken o haber geldi, toplantıya kara saplı bir bıçak gibi saplandı. Ne zamandır almaktan korktuğumuz bir haber!Alpay Kabacalı’yı yitirmiştik.

Alpay Kabacalı

O benim tanıdığım, bildiğim en titiz araştırmacıydı. Denemelerinde, eleştirilerinde,incelemelerinde kılı kırk yarar, mükemmele ulaşınca dek uğraşır, didinirdi. Çalışkanbir karıncaydı… Kendini değil yaptığı işi önemseyen bir nefer…

Zor işlerin hamallığınıyapmaktan hiç ama hiç gocunmayan… Şanla şöhretle yitirilecek zamanı olmayan… Bilgiyi içselleştirmiş, içtenliği ilke edinmiş, emeği kutsayan bir yaradılış… Ansiklopediler, antolojiler şimdi biraz daha öksüz… Edebiyat ve basın tarihimiz biraz daha çaresiz…

Hangi kaynak kitabı açsanız Alpay Kabacalı’nın edebiyat tarihimize, basın tarihimize kazandırdığı 60 kadar eserlerin listesini bulabilirsiniz. Ama hapis yattığını yazmazlar. Hırsızlıktan, talandan, soygundan değil, yazdığı bir yazıdan… 12 Mart döneminde… 30 yıl boyunca Sanat Dergisi’nde birlikte çalıştık. Akal Atilla ve onu, kafa kafaya vermiş tartışırken görüyorum hâlâ. Bir de Alpay’ın hep yere bakarak utangaç gülmesi… Türkiye böyle bir yer işte: Çok çalışan değerlerinin, doya doya gülmesine izinvermeyen bir yer. Hırsızların, soyguncuların, katillerin hoyratça sırıttıkları yerde Alpay nasıl kahkaha atabilirdi ki!

Sevgili arkadaşım artık dinlenebilirsin…

Tuncay Özkan

Hayat devam ediyor. PEN toplantımız da öyle…

Tuncay Özkan, hapisten çıktığından beri, PEN’in gösterdiği direnç, sağladığı “yalnızdeğilsiniz” duygusu ve uluslararası ilişkiler için PEN Türkiye Merkezi’ni ziyarete gelmek istiyordu.. Kısmet dünmüş.

Ergenekon davasından Silivri Cezaevi’nde 6 yıl kaldı. 517 gününü tecritte, tek başınataş duvarla karşı karşıya…

Karşımda altı yıl boyunca “suçunu” öğrenebilmek için didinen bir insan, ülkesine aşkla bağlı bir insan, altı yıl boyunca hem ailesinin hem kendinin yaşadığı zulme direnen bir insanı görüyorum. Kızı Nazlıcan ve eşiDuygu’ya olan sonsuz sevgisini görüyorum. Belli etmemeye çalışsa da yaşadıklarının içinde açtığı derin yarayı görüyorum… Malum: Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm oldu. Ve şimdi karşımda sormaktan kendini alamıyor:

“Hukuk varsa ben bu cezayı niye aldım? Ve hukuk varsa ben şimdi niye dışarıdayım?”

Ülkü Tamer

Hayat devam ediyor. PEN toplantımız da…

Her ay “Ayın Kitabı”nı seçiyoruz. Bu kez usta şair Ülkü Tamer’in “Bir Adın Yolculuktu” (Islık Yayınları) kitabını seçtik.

İçindeki her şiiri sizlerle paylaşmak isterdim. “Seni Seviyorum”u seçtim:

Seni seviyorum
Benim için dünyanın en taze sözü bu
Yalın, aydınlık sözü
Sana her söylediğimde de hep taze kalacak böyle
Yalın, aydınlık olacak
Seni seviyorum
Kartalın dağa tutkusu var ya
Dağın dereye duyduğu sevecenlik
Derenin yatağına uyumu
Yatağın kıyıya usulca sokuluşu
Kıyının kelebeğe öpücük yollaması
Kelebeğin çiçeğe gösterdiği özen
Çiçeğin güneşe onurla dikilişi
Güneşin yeryüzüne kanat germesi
Topla bunların hepsini
Bu duyguların hepsini topla
Koy yüreğine ve oku İki kelime belirecek şıkır şıkır:
Seni seviyorum
Seni seviyorum
Karanlıklardan geçirdim seni
Seni seviyorum
Ay tutulmasını yaşattım sana
Seni seviyorum
Kasırgaya yakalandık okyanusta
Seni seviyorum
Kayalar çıktı önümüze
Seni seviyorum
Acemi bir denizciydim, usta gemici oldum
Haydi!
Sabaha artık!
Tan yerine!
Tam yol!
Yüreklerimizin yeliyle!
Seni seviyorum
Benim için dünyanın en taze sözü bu
Alnında dolaşan bir kumru kadar yalın
Seni seviyorum.