“İBRİKÇİ”NİN ŞIMARIKLIĞI

Öykü bu ya, Osmanlı döneminde, bir yaz günü adamın biri, Eminönü’nde pek sıkışmış, hemen oradaki Yeni Camii nin tuvaletlerine doğru seğirtmiş, duvarın dibinde, sıralanmış duran ibriklerden önüne gelene el atıp içeri girecek ki, köşeden ibrikçi bağırmış:

-Hişt, hemşehrim, onu bırak ötekini al!

Adamcağız can havliyle söyleneni yapıp, öbürünü almış, içeri koşmuş, ama aklına da takılmış; dışarı çıkınca da dayanamayıp sormuş:

-Sen, demin bana neden onu bırak öbürkünü al dedin, neden o değil de öbürü ?

İbrikçi sırıtmış:

-Ona da karışmayacak olsam benim burada işim ne!…

Bu öyküyü 20. yüzyılın başında İstanbul’da doğan anneannemden işittiğimde, Türkiye, Osmanlı’dan çıkıp, Cumhuriyet’e varmış, çok partili döneme ulaşmıştı.

Türkiye’de Osmanlı’yı da , Cumhuriyet’i de, tek partili rejimi de , güya çok partili sistemi de, sıkıyönetimi de, güya sivil düzeni de şu ibrikçi olayından daha güzel hiçbir şey anlatamaz.

Ne zaman başınız sıkışsa devlet hep oradadır, “onu bırak!” demek için.

Ne zaman bir şey yapmaya kalksanız, devletin gür sesini duyarsınız hemen:

-Yassah hemşehrim!

***

Türkiye’de bir kez “yassah” dendi mi, neden yasak diye sormayacaksın!

Devletin işi budur. Devlet askere çağırır, vergi alır, yasak koyar. Bunu da yapmayacak olsa devlet ne yapacak?

Gelir adaletini mi sağlayacak, bedava eğitim mi verecek, fırsat eşitliğini mi yaşama geçirecek, sağlık hizmetlerini mi düzenleyecek, hırsızlığı yolsuzluğu mu cezalandıracak?

Geçin efendim geçin!

Devletin çok ülkede, çok dilde , çok öğretide tanımı vardır. Türkiye’deki tanımı ise, yasak koyan aygıttır.

Demokratik düzende serbestlik, özgürlük esastır.

Türkiye’deki düzende, yasak esastır.

Türkiye’de devlet ibrikçi şımarıklığı içinde yasaklar.

Yasaklamak için gerekçe göstermek zorunda değildir.

Nitekim öyle de yapılmış ve 1 mayıs gösterileri için, Taksim meydanı yasaklanmıştır.

Önceki gün Kemal Kılıçdaroğlu yasak açıklaması üzerine soruyordu:

Neden ?

Şu cehalete bakın! Yasağın nedeni sorulur mu? yasak esastır, devletin işi de yasak koymaktır!

***

Türkiye Cumhuriyeti’nde emekten hep korkulmuş, emeğin kendini ifadesi hep ya yasaklanmış ya da sınırlanmıştır.

İşçilerin Taksim’de olması hep çeşitli bahanelerle yasaklanmak istenmiştir.

1977 kanlı 1 mayısı hep yasaklamaya bahane olarak gösterilmiş, yıllar yılı Taksim yasaklanmış, ama sonra, 2010,2011,2012 yıllarında, Taksim’de 1 mayıs hiçbir olay olmadan, barış içinde kutlanmıştır.

Peki ondan sonra neden yasaklanmıştır?

Hadi geçen yıl, geçerli sayılamayacak bile olsa, yine de bir mazeret vardı:Taksim Meydanı onarımdaydı.

Bu yıl öyle bir mazeret de yok.

İnsanlar anayasal haklarını kullanmak istiyor.

Şimdi “onu bırak ötekini al!” diyen ibrikçi şımarıklığı içinde, “Taksim’de yapma, git Yenikapı’ da yap!” demenin anlamı ne?

Üstelik 1 mayıs gösterilerini Taksim’de yapmak hakkı AİHM’nin kararıyla tescil edilmiş olmasına rağmen…

Bunun açıklaması bugünkü iktidarın dünküler gibi emek düşmanı olmasındandır. Ama kimsenin hakkını yemeyelim, bugünkü iktidar yalnız emeğin değil, her türlü özgürlüğün düşmanıdır.

Sayın Başbakan, Taksim’de ısrarın şımarıklık olduğunu söylüyor.

Buna karşılık insanlar da yasaklamanın ibrikçi zihniyetini yansıtan bir şımarıklık olduğunu ileri sürüyorlar.

Peki bu durumda söyler misiniz kim haklı, kim şımarık?

Sorunun yanıtı neyi esas aldığınıza bağlı.

Eğer yasak esas ise, Taksim diye ısrar edenler şımarık.

Eğer özgürlük esas ise, Taksim’i yasaklayanlar şımarık

Bu durumda kimin şımarık olduğuna karar vermek sizin meşrebinize kalmış.