“ALINLAR AK, BAŞLAR DİK!”

Beş yaşındaki çocuk, tarih öğretmeni babaannesine aşağıdaki soruyu sorduğunda 1971 in yaz günlerinden biriydi:

-Babaanne hapse giren hırsızlar, hiç çıkmazlar mı?

Bahariye’den Yoğurtçu’ya, inen arabanın direksiyonundaki tarih öğretmeni, önce şaşırdı, sonra kendini toplayarak yanıtladı:

-Hapse girenler hep hırsız değildir. Şerefli insanlar da hapse düşer, sonra da çıkarlar.

Çocuktan babasının hapiste olduğu saklanmıştı. Ankara’ya nispeten rahat koşullardaki cezaevine ziyarete gittiğinde babası ona askerlik yapmakta olduğunu söylemiş, hatta küçük çocuk gardiyanlarla oyun bile oynamıştı

Anlatılana göre, baba hapiste değil, askerdeydi. Ama çocuk gerçeği öğrenmişti.

Aradan kırk yıldan fazla geçecek çocuk koca adam olacak, tarih öğretmeni uzun ve onurlu bir yaşamdan sonra aramızdan ayrılacak, ama babalarla çocukların hapishane dramları sürecekti.

Bu kez aynı semtteki cezaevinde yatan ve tarih öğretmeninin torunuyla aynı yaşta olan Deniz Kurmay Albay Murat Özenalp, kendisini ziyarete gelen 7 yaşındaki kızına , aynı yalanı söyleyecekti.

***

-Çok özel ve gizli bir görev için burada eğitim alıyorum. Eve ne zaman dönerim bilmiyorum.

Küçük kız buna ne kadar inanmıştı bilmem.

Ama 26 nisanda, Murat Özenalp, açık görüş sırasında kızının ve eşinin gözü önünde beyin kanaması geçirecek , düşüp, bir daha da kalkamayacaktı.

1 mayıs günü kaybettiğimiz Murat Özenalp dün son yolculuğuna uğurlandı.

Murat Özenalp, sicili başarılarla dolu şerefli parlak bir kurmay subaydı.

Balyoz davasının kurbanı oldu. Hani şu, çakma delillerle, yapma tanıklarla insanların mahkum edildikleri Balyoz davasının…Hani şu Başbakan’ın kumpas diye nitelediği Balyoz davasının….

Balyoz davasının çakma olduğunu herkes biliyordu, ama ondan içeri düşenler, bir türlü çıkamıyorlardı, herkes çıkıyordu hırsızlar, uğursuzlar, kaatiller, herkes… ama şerefli askerlere çıkış yoktu. Askeri vesayet tasfiye ediliyordu da!…

Balyoz Davası’ndan Murat Albay’ın kısmetine 16 yıl düşmüştü.

O da aynı kaderi paylaşan arkadaşları gibi, iddiaların yalan olduğunu ispatlamaya uğraşıyordu.

Fazla çabaya gerek yoktu,iddiaların asılsızlığını herkes biliyordu.

Gerçi herkes biliyor, ama kimse bir şey yapmıyordu. Yapmak isteyenlerin ellerinden bir şey gelmiyordu, ellerinden bir şey gelenler de kıllarını kıpırdatmıyorlardı.

***

Bu arada tarih öğretmeninin torunu ve Murat Albay’ın akranı olan çocuk aradan geçen süre içinde bir gerçeği öğrenmişti:

Ülkesinde, büyük hırsızlar hapse girmezler , girseler de de fazla kalmazlardı.

Bu gerçek eskiden beri böyleydi,. Hele hele şimdi daha da böyleydi…

Öte yandan hapislik herkesin başındaydı, kim bilir nerede, nasıl. kaç yaşında?…

O kuralın kurbanı şerefli Murat Albay ,kızı kötü etkilenmesin diye,hapishanede olduğunu itiraf edemiyor, yalan söylüyordu.

Hırsızlar ise rahattılar, köşe başlarını tutmuş şişiniyorlardı:

-Alnımız ak, başımız dik!

Aşağıdaki sahne, tarih hocasının torununun hırsızlar ve hapishane ile ilgili sorusunun üzerinden kırk küsur yıl geçtikten sonra, Ayvalık pazarında geçiyordu:

Pazar yerinde birden biri bağırıyordu:

-Hırsız vaar!…

İnsanlar bakıyorlardı, ne kaçan var, ne kovalayan, adamın biri gülerek bağırmış. Hemen ardından uyanık esnaftan biri haykırıyordu:

-Hırsız vaar!

Sonra bir başka, bir başkası daha…

Zincirleme bir reaksiyonla, pazar hep bir ağızdan inliyordu:

-Hırsız vaaar!

Hırsızlar o sırada demeç veriyorlardı:

-Alnımız ak başımız dik!

Şerefli Kurmay Albay Murat Özenalp, dün, göz yaşları içinde son yolculuğuna uğurlanıyordu. Ülkede büyük bir kesim yastaydı.

O sırada hırsızlar köşe başlarını tutmuş sırıtıyorlardı:

-Alnımız ak, başımız dik!