KELLE BÜYÜK, BAŞ KÜÇÜK…

Yıllar önce bir İspanyol’dan duyduğum sözü hiç unutmadım. « İnsanı, hangi zevkle günah işliyorsa o zevk öldürür ! » demişti.

İnsanın özgür vicdanıyla iyilik ya da kötülüğe karar vermesi gerektiğini savunan biri olarak, sevaba da inanmam, günaha da. Ama yaşamda aldığım yol boyunca, pek çok insanın sonunu ya tutku ya da saplantılarının getirdiğini, pek çok muktediri iktidardan « alışkanlıklarının » indirdiğini gördüm.

Fransa cumhurbaşkanı olmaya hazırlanırken kendisini adi bir tecavüzcü gibi elleri kelepçeli, ayakları prangalı olarak ABD yargısının önünde bulan Dominique Strauss Kahn, işte böyle bir saplantının dünya çapında bilinen son kurbanı. Vezirlikten rezilliğe düşüşün en çarpıcı örneği.

Adı çok uzun olduğu için kısaca DSK diye anılan zat, New York’taki Sofitel otelinin hiç de alımlı bir hatun olmayan temizlik görevlisi tarafından tecavüzle suçlanmadan önce, dünyada ve Türkiye’de IMF’nin başkanı olarak, üstelik « iyi » biliniyordu. IMF’nin borçlu ülkeleri batıran para politikasını değiştirmiş, üçüncü dünyaya soluk aldıran, gelişmekte olan ekonomilere şans tanıyan yeni bir yaklaşım içine girmesini sağlamıştı. DSK’nın dünyadaki ünü buydu.

ABD’de tutuklanmasaydı, ertesi gün Fransa’da Sosyalist parti’den cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayacak ve kuşkusuz, bugün Hollande’ın yerinde olacaktı.

Sonradan oteldeki kadın görevliye tecavüz etmediği, rızasıyla ilişki kurduğu ortaya çıktı. Ama bir büyük başın, hayatının belki de en önemli dönemecine birkaç saat kala, küçük başının iradesine teslim olması yeterince aptalca değil mi, zaten ?

***

DSK, New York’ta açılan ceza davasından yırtıp anayurduna döndüğünde, cumhurbaşkanlığı suya düşmüştü, ama politikacıların ne cinsel tercih, ne de yaşamlarıyla ilgilenen Fransa’da rahat bırakılacağını sanıyordu.

Oysa asıl rezalet, onu siyaset sahnesinden silmeye karar veren rakiplerinin yıllardır sessizce hazırladığı dava dosyası, Fransa’nın Belçika sınırındaki bir mahkemede bekliyordu. İçeriği, aşka olduğunca sekse de saygılı Fransa tarafından bile kabul edilemeyecek kadar vahimdi : Lille kentindeki Carlton’a yapılan bir polis baskını, otelin Salamura Dodo (Dodo La Saumure) diye anılan muhabbet tellalının « fuhuş çetesi » tarafından kullanıldığını ortaya çıkarırken… Dominique Strauss Kahn’ın, Fransız Sosyalist Parti’si üst yöneticisi olduğu yıllardan beri bu « çetenin » fahişeleriyle birlikte olduğu, hatta IMF başkanlığı döneminde de kendisine uçakla fahişe gönderildiği anlaşılıyordu.

Ama suçu, bu değil. Bu yıl içinde görülecek davanın 14 « pezevenklik sanığı » arasındaki DSK, siyasal nüfuzunu kullanarak çıkar sağladığı «fuhuş çetesine ortak olmak »tan yargılanıyor !

İyilik, güzellik, başarı, mutluluk gibi her olumlu edinimi mutlaka daha ötesi olmayan bir zirveyle sınırlı dünyada, galiba sefalet ve rezaletin dibi yok.

***

İşte bu dipsizliğe yuvarlanan Dominique Strauss Kahn’a son iki darbeyi birlikte yargılanacağı « suç ortağı zanlısı» Salamura Dodo indirdi. IMF’nin müstafi başkanı sayesinde ünlenen muhabbet tellalı, bir süre önce yayımlanan anı kitabında DSK’nın küçük başının hiç de büyük olmadığını açıkladı… Bu elim itham yetmiyormuş gibi, şimdi de fuhuşa toleranslı Belçika’da açtığı bir seks klübüne, DSK adını vermesin mi ?

Salamura Dodo, işletmesine verdiği adın Dodo Seks Klübü’nün kısaltması olduğunu iddia ediyor. Ama beri yandan, klübün girişine DSK’nın bir portresini asmayı da ihmal etmemiş.

Dominique Strauss Kahn, lakabının bir fuhuş yuvasına verilmesine ilişkin yargıya başvuracağını açıkladı. Ama DSK kısaltmasının patentine sahip olmadığından, « adının onuru »nu kurtarması biraz güç.

Dünyanın önde gelen ekonomistleri arasında sayılan bir büyük baş, küçük başının önünde eğilirken düştüğü uçurumda, yuvarlanmayı sürdürüyor.

Tamahın olmadığı yerde, ahlak başarı sayılmaz.
ATASÖZÜ (Danimarka)

«G» NOKTASI

Bireysel Emeklilik Sigortası, %25 devlet katkısıyla avantajlı bir birikim yöntemi. Ama sigorta şirketinizi doğru seçmek koşuluyla. İşte bu kapsamda sakın AVİVASA’ya güvenmeyin, BES’lere ilişkin « yalan reklam »ına kanmayın. Katılımcı payını tahsil etmekte gayet profesyonel olup hiç unutmayan AVİVASA, geri ödemeye gelince bunaklığa yatıyor, bir amatörleşiyor, sormayın !

Bir aktarım, bir de kimlik fotokopisinden ibaret ödeme talimatını, sanki nehir akıyormuş gibi « belge akışı sürüyor » diye, « dosya açılmadı » diye, « ekranda göremiyorum » gibi sizi aptal yerine koyan gerekçelerle geciktiriyor. Yasanın 10 iş günü içinde ödemeyi öngördüğü talebinizi, peşini kovalamadığınız sürece işleme koymuyor. 15 Nisan’da talep ettiğim aktarımın, en son 8 Mayıs’ta gerçekleşeceği söylendi. Ama o kadar yalan söylendi ki bu sürede, artık bu sonuncu tarihten de emin değilim.

AVİVASA’yı Hazine Müstaşarlığı’na şikayet ettim. Bu şirkette BES açtığıma çok pişmanım, paramı da ne zaman geri alabileceğimi bilmiyorum, bari siz mağdur olmayın.