ÇÖZÜM BECERİKSİZLİĞİ

Ülke eğitim sistemlerinin öğrencileri ne kadar iyi yetiştirdiğini ölçmek için OECD tarafından 3 yılda bir yapılan bir araştırma var. Adı PISA. PISA araştırmasının 2012 sonuçları aralıkta açıklanmıştı. Bu son araştırmada da Türkiye’nin matematik, okuma-anlama becerisi ve fen bilgisinde OECD ülkelerinin gerisinde olduğu basında bir miktar yer almıştı. OECD bu sonuçlarla yetinmiyor, sonuçları değerlendirdiği raporlar da hazırlıyor. Toplam altı raporun beşincisi “PISA 2012 Sonuçları: Yaratıcı ProblemÇözme Becerileri” başlığı geçen hafta TÜSİAD’ın ev sahipliğinde tartışıldı. Raporda, Türkiye’nin de dahil olduğu 44 ülkede, 15 yaş grubu öğrencilerin gerçek hayatta karşılaşabilecekleri problemleri çözme becerileri analiz edildi.

44 ülke arasında 34. sırada yer alıyor Türkiye. Öğrencilerin sadece yüzde 2.2’si en üst seviyede problem çözme becerilerine sahip. Diğer bir deyişle her 100 öğrenciden 98’i bu tür problemleri çözemiyor. Öğrencilerin OECD ortalaması ise yüzde 11 seviyesinde. Eğitim sistemimiz malum. Ama bir de en alt seviye var.“Günlük hayatta karşılaşılabilecek yaratıcılık gerektirmeyen basit problemlerle baş edebilme becerisini” temsil ediyor. Ve ne yazık ki en alt seviyedeki öğrencilerin oranı da ortalamanın altında. OECD içinde 15 yaş grubu öğrencilerin yüzde 92’si bu seviyede başarılı olurken Türkiye’nin ortalaması yüzde 36’larda…

Bu işin bir yönü. Bir diğeri de, bir başka OECD araştırmasına göre Türkiye’nin, PISA verilerinden yola çıkarak en az politika üreten, ders çıkaran ülkelerden biri olduğu. Anlayacağınız ülkeyi yönetenlerin umurunda bile değil bu durum. TÜSİAD konuyu kamuoyunun gündemine taşıyabilmek için toplantı düzenledi. OECD’den önemli bir uzmanı davet etti, ancak yine devlet erkinden kimsenin kılı kıpırdamadı.

Eğitim siyasetin güdümünde

Oysa eğitim toplumun en önemli silahı. Birey örgün eğitimde kazandığı bilgi ve beceri ile hayata tutunuyor; iş bulma sürecinden, tüm çalışma yaşamını, hatta evliliğini, karar alma süreçlerini, çocuk yetiştirme biçimini, kültürel ve siyasi bakışını biçimlendiren eğitim oluyor. Zaten OECD’nin raporunda da, küreselleşme ve ekonomik krizler gibi olguların, ülkelerin nitelikli insan gücünün artması için çok daha fazla yatırım yapmalarına sevk etmesi gerektiği vurgulanıyor.

Tabii onların kastettiği sadece FATİH projesinde olduğu gibi akıllı tablet dağıtmak değil… Raporu incelediğimizde problem çözmede en başarılı ülkelerin Asya’dan çıktığını görüyoruz. Kore, Japonya, Singapur problem çözmede en başarılı ülkeler. En karmaşık ve zor düzeyde soruları Singapur’da üç öğrenciden biri, Kore’de de dört öğrenciden biri çözebiliyor. Güney Kore gerçekten önemli bir örnek hem bize yakın nüfusu hem de aynı dönemde başlattığı kalkınma hamlesi ile. Ancak kendi yarattığı dev markası Samsung’dan aldığı parayı inşaata değil eğitime yatırıyor Güney Kore. Ve Kore mucizesi daha başlamadı bile. Başbakanları “Yaratıcı yeteneklerimizi artırmalıyız” kampanyası başlattı. Asıl bundan sonra göreceğiz neler olacağını…

Türkiye’de ise eğitimle ilgili bir hedefin etrafında yapmadık şimdiye kadar hiçbir düzenlemeyi… Siyaset hep belirleyici oldu. Tıpkı AKP hükümetinin son eğitim icraatı 4+4+4 ve dershanelerle ilgili düzenleme gibi… Ama baktığımızda eskiden de öyle olduğunu görebiliriz.

Panelde Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Nurdan Kalaycı son derece başarılı bir sunum yaptı. “Bizler öğrencilerimize kolaycılığa kaçmadan eleştirel düşünmeyi öğretebildik mi ki problem çözme konusundaki beceriksizliktenyakınıyoruz. Bizdeki eğitim sistemleri eleştirel düşünen adam istemez” diyen Kalaycı, konuyu müfredattan felsefe derslerinin çıkarılmasına da getirdi “Eğer siz felsefeyi yok sayarsanız sorun nereden kaynaklanıyor diye soramazsınız. Eğitimde ektiğimizi biçemiyoruz, ekmediğimizden hasat bekliyoruz. Bu mönüden yaratıcılık ve problem çözme becerisi çıkmaz” diyerek…

Neticede problem çözme, sorunları akılcı şekilde giderme becerisi olmayan bir toplumuz. Bu, trafikten tutun çocuk yetiştirmeye kadar her alanda karşımıza çıkıyor. Böyle olunca çözüm kabadayılıkla, “Ben yaptım oldu” tavrıyla ve öfke patlamaları ile ya bir şekilde hallediliyor ya da kafalar kuma gömülüyor. Bunu bu ülkenin başbakanı olarak sayın Recep Tayyip Erdoğan layıkıyla yaptığı için topluma da yol gösterici oluyor doğrusu… Başka ne diyelim?..