TESADÜF DEĞİL

Soma’daki dehşet verici maden kazası, toplumu derinden sarstı. İnsanlar gerçekten yas tutuyorlar.

Olayın dehşeti karşısında söyleyecek söz yok. Söylenenlerin de acıyı hafifleteceği yok.

Yitirdiklerimizin öykülerini teker teker okudukça hem kahroluyor, hem de utanıyoruz.

Çocuğunun okul taksiti için yer altına girenler, emekli olduğu halde emekli maaşıyla geçinemediği için, madende çalışmayı sürdürenler, baba olacağını haber aldığı günün içinde, can verenler…

Her olay,tek başına ve de tümü birden acı ve utanç vesilesi.

Toprak altından kurtulanların da içinde bulundukları koşullar yürek burkuyor.

Hakiş Sendikası’nın bir temsilcisi, tv. ekranında, şunları söylüyordu:

-”Eyvah şimdi madenin güvenliği ile ilgili tepkiler yüzünden maden kapanacak ve işsiz kalacağız.”diye telaşlanıyor kimi işçiler.

Yoksulluğun gözü kör olsun!

Kaç para için ölümü bile göze alıyor bu onurlu insanlar?

Asgari ücrete karşılık, terazinin karşı kefesine canını koyan bu saygı duyulması gereken insanların umarsızlığı bizim ayıbımızdır aslında.

İnsanımızın değeri ne kadar?

Bir Amerikalı’nın, bir Alman’ın, bir İspanyol’un bir Türk’ün, bir Çinli’nin yaşamının değeri ne kadar?

İnsanlık alemindeki yerimizi belirleyen bu.

Biz ne değer biçiyorsak, insanımıza elin oğlu da onu veriyor, ne eksik ne fazla!

***

Hatta durum daha bile acı.

Çünkü bazı hallerde, bizim bir Türk’e Türkiye’nin biçtiği değerin kat kat üstünde değer biçiyor elin oğlu.

Öyle ya, Türkiye’de kömür madenindeki Mehmet ile Almanya’da madendeki Mehmet’in ücretli aynı mı?

Mehmet Türkiye’den Almanya’ya giderek değer kazanmıyor mu?

Aynı Mehmet, yerinde kalsaydı, o değere ulaşacak mıydı?

Mehmet’in canından, Mehmet’in kanından, Mehmet’in dilinden, Mehmet’in dininden olan Türk işvereni ocağa giren Mehmet’in can güvenliği için ne bedel ödüyor, aynı Mehmet’e dilinden dininden, canından kanından olmayan elin oğlu ne ödüyor?

Mehmet’e kim daha fazla değer veriyor?

Türk insanının canına da, hakkına da, eğer elin oğlu daha fazla sahip çıkıyorsa, ya savunduğumuz değerler yalan, ya da o değerleri savunduğumuz savı yalan.

Hangisi yalan bilmiyorum, ama ortada yalan bir olan bir şey olduğu kesin.

Biliyorum, elin oğlunun Mehmet’e bizden daha fazla değer biçmesi Mehmet’in ancak orada yaşamasıyla mümkün.
Yeni belirttiğim gibi Mehmet, orada değer kazanıyor. Kazandığı değer, ora insanının kendi bedelini yükseltmek için verdiği kavganın ürünü.

***

Peki Mehmet’in bura değeriyle ora değeri arasındaki fark nereden kaynaklanıyor ?

Mehmet’in ora ve bura değeri arasındaki fark ora ve bura insanının kendi canını hakkını değerlendirme savaşımındaki başarıları arasındaki farka eşit.

Her alanda böyle bu. Canının bedeli, emeğinin ederi, özgürlüğünün bedeli hep aynı ölçütlerle belirleniyor.
Son zamanlarda hep istatistikler ,listeler, sırlamalarla uğraşıyoruz.

Soma faciası öncesi Freedom Hoouse raporu dolayısıyla, basın özgürlüğü gündemdeydi, Soma faciasından sonra madenlerdeki işçilerin ücretleri ve çalışma güvenlikleri gelip oturdlar gündemin başına.

Her ikisinde de kötü sıralamada Çin ile yarışıyoruz.

Özgürlük yokluğunda Çin ile at başı gidiyoruz, ücret düşüklüğünde hakeza.

Çalışma güvenliğinde de yine yarış halindeyiz.

Düşük ücret, kırılgan iş yeri güvenliği, çiğnenmiş basın özgürlüğünün ekip halinde bir arada olmaları tesadüf değil.

Bunların hepsinin at başı gitmesi, bir ülkenin kendi insanının canına , yaşam koşullarına, özgürlüklerine gösterdiği saygıyla orantılı.

Çalışma güvenliğinde neredeysen, emeğinin değeri ne kadarsa, özgürlüğünün, demokrasinin kalitesi de o kadar.