KEŞKE İSRAİL DÖLÜ OLSA!

Bir insanlık faciası olan Soma’daki madenci katliamına dünya çapında verilen tepkiler, ateşin salt düştüğü yeri değil, düşmediği yeri de yaktığını ve acının ne dini, ne de uyruğu olduğunu gösterdi.

İki ayak üstünde yürüyüp konuşan memeli türünün, sadece insan olanlar ve insan olamayanlar diye ikiye ayrıldığını kanıtladı, Soma’da yaşanan dram…

İnsan olanın yüreği yanar, aklı isyan eder, dili hesap sorarken ; insan olamayanın kravatlısı “madenciliğin fıtratında ölmek vardır!” dedi, sarıklısı “sessiz ağlayın yoksa ölünüz cennete gidemez!” diye tehdit etti, zaten danışmanı da ölüsüne ağlayanı tekmeledi, yandaşı da sopayı kapıp kazayı protesto edenleri dövmek peşine düştü.

İnsan olmayanın, insan olana çektiği acıyı dile getiriyor, hesap soruyor, protesto ediyor diye öfkelenip tekme tokat giriştiği anlara ilişkin bir videoda, “Niye kaçıyorsun İsrail dölü…” dediği bile duyuldu.

***

Oysa İsrail dölü olmaklığı bir küfür gibi savuran bu ehli Müslim, keşke insan sıfatını hak edeydi de İsrail’li olaydı!

Çünkü İsrail, bırakın maden ocağını, hiç bir ahval ve şerait altında, hatta savaşta bile yurttaşlarının hayatını Soma’daki madencilerin hayatı kadar hiçe saymaz, tehlikeye atmaz, sonuçta da ölümüne yol açmaz.

Çünkü İsrail, bırakın kazaya uğrayan yurttaşlarını, savaş meydanında düşen şehitlerinden suikast kurbanlarına, hatta İsrail uyruklu olmayan dindaşlarını bile ne cenazesiz bırakır, ne de mezarsız…

2003 yılında Başbakan Erdoğan, “İslamcı terörist” olgusunu reddederken İstanbul’da üç katliama imza atan El Kaide suikastlarını anımsayın. İsrail’liler geldi ve sinagog saldırılarında ölen Yahudilerin cenazesini usulüyle kaldırmak üzere, çevreye dağılmış en küçük ceset parçalarını bile topladılar, tek tek, özenle…

***

Protestocu dindaşlarına “İsrail dölü!” deyince küfür ettiğini sanan ehli müslimin Türkiye’sinde ise, daha felaketin ikinci günü “çıkarılamadıkları” için öldüklerine karar verilen madencilerin cesedi, uğrunda can verdikleri uğursuz rant madenine terkedildi.

Ehli Müslim muktedirin, kömür karası ömürlerine güneş gözlüğü kadar değer vermediği bu “fıtrat” kurbanlarının, ne cenazeleri kalkacak, ne de yaslı ailelerin başucunda ağlayacakları bir mezarları olacak.

Yaşarken sayılmadıkları gibi, ölülerinin de sayıları bilinmiyor. Hükümetin zaten aptal yerine koyduğu milleti, seçim hilesi elektrik kesintilerini “Trafoya kedi girdi!” diye açıklamakla iyice tiye alan Taner Yıldız’a ; “İçerde 18 işçi kaldı,” derken mi güvenilir?

Devletleri yolsuzluk batırır, insanları cehalet öldürür. Türkiye’de her ikisi de gırtlağa kadar…

Arsız ve ahlaksız bir azınlık, sadakayla besleyip dinle uyuttuğu cahillerin oylarıyla suyun başını tutmuşluğun giderek artan şımarıklığını yaşıyor; yemeye yolmaya doymuyor, hep daha çoğunu, ülkeyi yutmak istiyor.

***

İhaleleri de onlar alacak, imar rantını da onlar kapacak, İran’ın kaçak parasını da onlar paylaşacak, gemileri de onlar kaldıracak, hastanelere, pastanelere, otellere de onlar konacak, madenleri de onlar işletecek, bankalar da onların olacak, e-bilet’i de onlar satacak, stadyumlara kimin girip girmeyeceğini onlar kararlaştıracak, medyayı da onlar yönetecek. Zaten çiftlerin kaç çocuk yapacağına, çocukların sezaryenle doğup doğmayacağına, yaşarsa ne okuyup ne okumayacağına, kız oğlan ayrımına, kadınların giyimine, zaten herkesin konuşmasına, susmasına, yazmasına da emirbaş o icazet verecek ya da vermeyecek.

***

İradeyi şahanenin emrine karşı mı gelindi? Hoşuna gitmeyecek bir şeyler mi denildi? Azgın azınlığın o başı önüne gelene “Sen kim oluyorsun, haddini bil!” diye gürleyecek, icabında tokat, icabında yumruk atacak, elinin ulaşamadığını da ucube taklitlerine dövdürecek, olmadı hapse tıktıracak.

Taklitleri diyorum, çünkü ranta doymak bilmeyen bu azgın azınlığın her üyesi, rol modeli iradeyi şahanenin pespaye birer kopyası artık.

Gelecek kipinde yazdığıma bakmayın, ülkeyi çoktan sattılar, parsa toplamaya doymuyorlar.

Sahi biz kim oluyoruz? Haddimiz ne?

Sesi çıkınca tekme tokat dövülen, gazlanan ve öldürülen yüzde altmış haddede bir çaresizlikten başka ne olabiliriz?

Diktatörlük rejimleri, baskı, biat ve gaddarlık doğurur. Ama en kötüsü, aptallığı yaygınlaştırmasıdır.
Jorge Luis Borges

“G” NOKTASI

SOMA’DAKİ KARDEŞLERİME

Üzerimde neler var anne
okuldaydı
çıkarken göremedim oğlanı
onaltıyirmidört vardiyasıydı
duyamadım son sesleri
gördüğüm kapkara dumanlardı
üzerimde neler var anne
televizyon dizileri reklamlar
yatırdım ev kirasını üzülme
sabah gelince yatarım
ört üstümü
ellerinden öperim
üzerimde neler var anne
kandırıldık yüzyıllarca
umutlarımızı katık edip bedenlerimize
yaktılar hepimizi
uyanana dek diğer oğulların
hiç çıkmayacağız yukarı
üzerimde artık ölüm var anne.

A.KADRİ ERGİN