ALO BAŞBAKAN?!

Gözümüzün içine baka baka haykırıyor: “… Şimdi soruyorum, bunları yazanları, patronları gazetelerinde nasıl barındırıyor? Eğer bunları kapıya koymuyorsan sen de aynı zihniyete sahipsin demektir!”

Ağza alınmayacak hakaretler eşliğinde söylüyor bunu… Önceden “Alo Fatih” diye arar, kovulacaklar listesi iletir, müfettişlerle, para cezası ve vergi borcuyla tehdit ederdi. Bu kez “Alo Aydın Doğan, sana söylüyorum, Yazgülü Aldoğan’ı ve Yılmaz Özdil’i kovacaksın” demeden, Meclis kürsüsünden onları kapıya koysun diye haykırıyor…

İsimleri söylemeden ama herkesin anlayacağı biçimde. Utanma yok.

Diyeceksiniz ki şimdiye dek kim neden utandı ki bundan utanılsın?

Bugüne dek Başbakan “kovacaksın” dediği gazetecileri kovdurtmadı mı?! Her alanda olduğu gibi gazetecileri de birbirine düşman edip, birbirlerine saldırtmadı mı? Yandaş gazetecileri rehin ya da tutsak almadı mı!? Bir gazeteci kovdurulduğunda, tüm gazeteciler dayanışma gösterebildi mi?

Bir tek gazete patronu çıkıp da “Alo Başbakan- senin bu yaptığın, basına müdahaledir. Bunu yapan başbakanın bir saniye bile orada oturmaya hakkı yoktur. Önce sen kendini o koltuktan, o makamdan kov!” diyebildi mi? “Bu katliama göz yuman, sorumluluk üstlenmeyen bakanlarını kapının önüne koy! Sen önce kendi bakanlarından hesap sor” diyebildi mi?

Yandaş gazetecilerin biri olsun, “Alo Başbakan (madem bu kadar yakınlar, uçağından inmezler , eteğinden ayrılmazlar) ayıptır vatandaşa tokat atılmaz, seni yuhalasa bile atılmaz” diyebildi mi? Ya da “Medyayla uğraşacağına, enerjini Soma’ya harca” diye haykırabildi mi?

Neden şehit?

Önceki gün Yazgülü Aldoğan’ın “Şehitliğin ne olduğunu ben çok iyi bilirim” başlıklı yazısı, kaç gündür söylemek istediklerimi vurguluyordu.

Yazgülü 8 aylıkken babasını savaşta kaybetmişti ve o gün bugün “Niye babasız büyüdüm” dememişti…

Yaşadığımız Soma katliamıyla ilgili olarak, “Algı yönetimi yapmak için birileri ‘ŞEHİT’ kavramını attı ortaya. Niye?

Çünkü şehitlik İslamda en yüksek ölüm mertebesidir” dedikten sonra yazısı şöyle devam ediyordu: “Şehit olana sevinilir! Arkasından ağlamak, üzülmek, dövünmek ayıptır.

Şehit denince akan sular durur, kadere razı olunur, gurur duyulur. Kimse sorgulamaz. Bir ulvi amaç için kendini feda etmiştir. Bunu en iyi ben bilirim, çünkü ben şehit kızıyım!

Ama Soma’da yanan kömürün içinde pişerek ölen işçinin niye öldüğünü sormak hakkım. ‘O şehit oldu’ dersem soramam! Oysa o maden işçileri şehit değildir, vahşi kapitalizmin, çarpık sömürü düzeninin ‘kurban’ıdır.

Taşeronlaştırılmış bir müessesede, hakkını hukukunu aradığı an kapıya konulacağını, güvenlik koşullarının eksik, yaşam koşullarının yetersiz olduğunu bilen, üç kuruş paraya çalıştırılan bir kurban.

Öldüğü zaman da ‘Bu adam niye öldü? Bu madenin kirişleri niye, metal değil de ağaç? Niye yaşam odası yok? Niye maskeleri yarım saat bile dayanmadı? Niye karbonmonoksit ölçümleri yapılmadı’ demeyelim diye, ‘onlar şehit’ dediler. Twitter’da bu zihniyeti eleştiren bir cümle yazdım diye 24 saattir bazılarının saldırısı altındayım. Maksat; ‘Şehit’ deyip bu büyük faciadaki tüm sorumlulukların üzerini kapatmak. Ne cinsiyetim, ne yaşım, ne başım kaldı küfür etmedikleri. Soma’da iş kazası cinayetine kurban giden işçilerin haklarını aramaktan asla vazgeçmeyeceğim.”