KALİFİYE DİKTATÖR ARANIYOR!…

Türkiye’nin olağanüstü demokrasi tarihi, her on yılda bir “olağan tuhaflıklarla” gelişerek bugünlere geldi.

Demokrasinin en belirgin özelliği olan seçimler, büyük bir sadakatle yapıldı. Ama seçim sistemlerinin tamamı kazananlar dışında kimse tarafından beğenilmedi.

Türkiye’ye özgü bir demokrasi varlığı konusunda siyaset gözlemcileri bile “valla oluyor gibi” demek zorunda kaldılar: Türkiye Tipi Demokrasi!

Karşı görüşte olanlar da bu tanıma fazlaca itiraz etmiyorlar, bir benzetmeyle her şeyi yerli yerine oturtuyorlardı:

-Yumurtasız omlet gibi bir şey!

Türkiye Tipi Demokraside herkes eşitti, çünkü herkes Türk idi! Bir siyasi partiler vardı, bir de “devlet” bulunuyordu.

Siyasi partiler seçim kazanıp hükümet kurduklarında iktidarın yüzde 35’ine sahip olabiliyorlardı.

Ara sıra rejime “cuk” oturan, lider veya lider ekiplerine sahip olunuyordu. 1960’da Milli Birlik Komitesi sahneye çıkmıştı. 12 Mart 1971’de komuta kademesi diye anılan dört orgeneral ülkeyi hale yola koydu!

12 Eylül 1980’de komuta kademesi beşli bir yapıya kavuştu, özel bir de isim aldı: Milli Güvenlik Konseyi!

Türkiye Tipi Demokrasi ilerliyordu… Bu askeri birlik ve beraberliğin içinden tarihin “en sivil” yöneticisi Turgut Özal çıktı! Plaj kıyafetiyle askeri birlik denetledi. Bu tavrı onu büyük devrimci haline getirdi.

Türkiye Tipi Demokrasi ne kadar gelişirse gelişsin büyük bir eksikliği her yerde hissediliyordu. Rejimin güçlü kuvvetli, kodu mu oturtan bir lideri yoktu!

Hem güçlü olacak, hem kodu mu oturtacak, hem de sevil olacak!.. Uzun yıllar Türkiye Tipi Demokrasi böylesi bir lideri bekledi…

Sonunda yeni bin yıla girerken tanrı seçtiği birini Türkiye’ye bahşetti. İlk yıllarında biraz yalpaladı. Türkiye Tipi Demokrasiden ziyade Batı Avrupa’daki demokrasilere benzeyen bir rejim izlenimi edindirdi. Heyecandan herkesin yüreği ağzına geldi:

-Ulan bu herif sahici demokrat be!…

Yok ağabey bunlar dinci, demokrat falan olamazlar gibi şeyler söyleyenler fazlaca dikkate alınmadı. Yeni lider
Türkiye Tipi Demokrasi’nin şeklini şemalini değiştiriyordu. Ki, üst üste üçüncü seçimini kazanmasıyla birlikte, ülkenin tarihi kadersizliğine sadakatle bağlı kalması gerektiğine inanarak, kürsülere çıktı:

-Hop beyler buraya kadar! deyiverdi.

Türkiye Tipi Demokrasi aradığı liderini bulmuştu! Sadece birkaç küçük kusuru vardı: Parlamentoyu çalıştırıyordu!

Kanunlar falan hazırlıyor, kendi partisinin ezici çoğunluğuna havale ederek ezip geçiyordu.

Bu hassas dönemi tahlil etmek için Türkçe Sözlüklerin ilgili maddeleri açılıp okunacaktı.

DİKTATÖR: (Fransızca ‘dictateur’ sözcüğünden) 1. Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış kimse. 2. (mecazi)Zorba.

DİKTATÖRLÜK: 1)Bir diktatör tarafından yönetilen ülke… 2)Egemen ve siyasi gücün denetimsiz biçimde yürütüldüğü siyasi düzen. 3)Diktatör olma durumu.

DİKTA: Hiçbir şart olmaksızın körü körüne uyulması gereken buyruk.

DİKTACILIK: Dikta yanlısı olma durumu.

Türkiye Tipi Demokrasi kendine layık olan liderinin tam kapasite ile çalışabilmesi için gerekli ortamı oluşturma döneminde ilerliyor. Tartışmalar da bu yönde gelişiyor. Ama işin özü şöyle ifade edilebilir:

-Kalifiye diktatör aranıyor!