DERME ÇATMA DEMOKRASİ…

"Hamlet" in "Kokuşmuş bir şeyler var şu Danimarka Krallığında" sözleri, oyun nerede, nasıl sahnelenirse sahnelensin, eğer baskı, zulüm, yasakların egemen olduğu bir ülkedeyse, mutlak seyirciden alkış alır. Tanrıya şükürler olsun, biz şu "ileri demokrasimizde" (!) o dönemi çoktan gerilerde bıraktık.

Artık her an bu ülkede kokuşmuş bir şeyler olduğunu haykırsak da… Adalette, ihalelerde, madenlerde, poliste, savcıda, medyada, bakanlarda ve para aklamalarında kokuşmuşluğu gözler önüne sersek de… Ve şu güzel ve şiddet dolu ülkemizde balığın nereden kokmaya başladığının bilincinde olsak da… Nafile!

"Var olmak ya da olmamak" durumunu padişahın iki dudağı arasından çıkacak söze bağlamış olanlar ; iktidarın ziyafet sofrasından hep daha çok nemalanmak isteyenler; zalimin öfkesine ve hakaretlerine göz yumanlar, insanlık onurunun çiğnenmesine aldırmayanlar ; medyadaki yandaşlar, gece gündüz kokuşmuşluğu örtbas etmeye çalışıyorlar!

***

Bugün Pazar ve ben size her saniyesi muhteşem bir zenginlik olan, yedisi yurt dışından otuz beşi Türkiye’den tiyatro ve dans topluluğunun katıldığı, yüz kadar gösterinin yer aldığı İ İstanbul Tiyatro Festivali’nden söz edecektim.

Sayısız yan etkinlikleri, atölye çalışmalarıyla yaratılan tartışma ortamından; Polonyalıların (hele Grotowski,Wajda, Kantor, Şayna gibi ustalardan sonra) yarattığı düş kırıklığından ve İngiliz Propeller Tiyatrosunun , mükemmelliği , gençliği, dinamizmi, coşkusu, yaratıcılığı ve Shakespeare tazeliğiyle şu kapkara dünyamızı kahkahalara boğmasından söz edecektim… Ama gelin görün ki ülkemde…

***

Bugün 450 yaşındaki Shakespeare’in Hamlet’iyle bunca dolu olma nedenim, bir akşam önce izlediğim "Derme Çatma Hamlet" oyunudur.

Pes şu Shakespeare’e! Sanki bizim 2014 yılında Türkiye’de yaşadıklarımız üzerine yazmış bu oyunu. İnanın Erdoğan’dan Melih Gökçek’e, Bilal’den Okmeydanında Cem evi avlusunda insan katleden polise , hepsini sahnede görür gibi oldum. "Sürüngen, ahlaksız" küfürlerinden "Her ölüme tören mi yapacağız, ölmüştür gitmiştir"e, "Polis nasıl sabrediyor" sorusuna varan nice kışkırtmalara tanık oldum… Hamlet örneğin zorba krala "Siz beni düdük mü sandınız, istediğiniz gibi çalacağınızı mı sandınız" diye meydan okumaya kalkıştığında, nasıl da tanıdıktı.

Oysa izlediğim Sabahattin Eyüboğlu’nun Türkçesiyle, Çiğdem Selışık, Hayati Çıtaklar ‘ın uyguladığı bildiğimiz "Hamlet" ‘ten sahnelerdi. "Derme Çatma Kolektif"in sunduğu "Derme Çatma Hamlet"ti.

Oyunculuk, dans, bale, performans, kavramsal sanat gibi farklı birikimlerden gelen gençlerin, farklılıklarını bir araya getirip sürdürdükleri bir sorgulamaydı.

Hamlet’in sürekli sorgulayıp harekete geçememesiyle, benim ülkemde hiç sorgulamadan her şeyi, kadere "Allah bilir"e havale edenlerin; hep ama hep sorgulayıp karar alamayanların bir yüzleşmesiydi. Kararsızlığın tutsaklığında eyleme geçememenin hesaplaşmasıydı.

Şirvan Akan, Hayati Çitaklar, Cemre Ebuzziya, Gökçen Gökçebağ, Sıla Karakaya, Alkış Peker, Emre Sökmen ve İlkay Türkoğllu ‘nun her an her rolü üstlendiği; oyunun hem içinde hem dışında yer aldıkları; anlamaya çalışırken anlattıkları bir gösteriydi. Üstelik, Hamlet’in tiyatroculara öğütlerini hepsi baş tacı etmişlerdi… Oyuncuları, sorgulamaları ve sinerjileri sahiciydi. Şimdiki zamanın ve geçmiş zamanın, geleceği oluşturacağının bilincindeydiler.

"Kanın coşkun akıyorsa eğer damalarından / Boyun eğme olup bitenlere ! / İzin verme Danimarka tahtının/ Lanetli bir haram döşeği olmasına! " diye haykırıyordu Hamlet’in babasının hayaleti. Yoksa polis şiddetinden, maden katliamından, iktidarın hırs ve zulmünden kurtulamayıp can verenlerin sesi miydi ?