HEM SUCLU, HEM GUCLU

Emre Kongar Perşembe günü “AKP,Krizleri Nasıl Yönetiyor başlıklı yazısında,özlü, mantıksal, açık seçik bir anlatımla, bu partinin, daha doğrusu başındaki kişinin ve onun direktifleriyle de buyruğundakilerin gerçekleri nasıl ters yüz ettiklerini gösteriyordu.

Bu ters yüz etme işinde kullanılan yöntemleri ise şöyle sıralıyordu:

Komplo iddiası, darbecilik suçlaması,düşman yaratma, nefret söylemi, şiddet, baskı… Başkalarını da ekleyebiliriz: Yalan, iftira,tehdit,şantaj, rüşvet,din bezirgânlığı vb… Söz konusu kişinin ve çevresinin bu özelliğine çok çeşitli ve aşağılayıcı tanımlar bulunabilir ama, konuşma dilimizde çok kullanılan ortalama bir deyimle yetineyim: Hem suçlu hem güçlü…

***

Çok sayıda örneğin akla ilk gelebilecek olanlarını vermeden önce deyimin kendisi üzerinde duralım…

Suçlu olmak olumsuzluk, güçlü olmak olumluluk içeren kavramlardır.

Fakat aynı kişinin bir eylemine, davranışına ilişkin olarak birlikte kullanıldıklarında güçlülük kavramı anlam değiştiriyor.

Hem suçlu hem güçlü dediğimizde, suçlunun suçunu kabul etmemek bir yana, üste çıkmaya, bununla da kalmayarak işlediği suçu başkalarının üstüne atmaya çalıştığını söylemiş oluyoruz….

Nasıl mı?

Yukarıda sıralanan yöntemlerle…

Deyimdeki güçlü sözü gerçekten güçlülüğü değil, utanmazlığı, şirretliği, karşısındakinin gözlerinin içine baka baka yalan söyleme erdemsizliğini anlatır…

Fakat böyle biri gerçekten de güçlüyse, erk sahibiyse, durumun vahameti artıyor demektir…

***

Soma’daki facia bunun gerçekten de tipik bir örneği.

En baş suçlunun madenleri özelleştirme yasasını çıkaran iktidar ve ihalelerin kime verileceği kararını kendisine bağlayan kişi olduğu çok açık olarak ortadadır.

Üstelik bu tek bir olgu değil, bütün ülkenin alt üst edilmesi
olarak yaşanmakta olan bir durumdur.

Yetkiyi kendi üstüne alan kurum ya da kişinin sorumluluğu da üstlenmesi gerekmiyor mu?

Gerekiyor kuşkusuz.

Fakat tam bu noktada, hem suçlu hem güçlü olma deyiminin alanına girmiş oluyoruz…

Sorumluluk üstlenilmek bir yana, trajedinin boyutu küçültülmeye, çeşitli biçimlerde üstü örtülmeye çalışılıyor…

Acılı aileler para ya da tehditle susturulmaya, bir takım kiralık din bezirgânları kullanılarak gözleri korkutulmaya çalışılıyor…

Bu kadar aşağılık yöntemlerin, özellikle de din duygusunun böylesine alçakça sömürülmesinin uzak tarihimizde, orta çağlarımızda bile böylesine çirkin bir pervasızlıkla kullanıldığını sanmıyorum…

Sanki acı çekenlerin haykırışları, can çekişenlerin iniltileri; bir takım sahtekâr soytarıların içtenliksiz, sözüm ona duaları, fatihaları, cennet ve cehennem babalarının mülküymüş gibi ortaçağ papazlarını aratmayacak şarlatanlıklarıyla boğulup örtülmek isteniyor…

Ne için?

Emekçilerin teri ve kanıyla yükseltilmiş yerin dibine batası gökdelenlerinin, rezidanslarının, nereye istifleyeceklerini bilemedikleri paralarının selameti, saltanatlarının sür git devam etmesi için…

***

Hem suçlu hem güçlü olmanın bir başka yakın örneği “paraları sıfırla” rezaletinde yaşanmış olandır.

Herkesçe zaten bilindiği için ayrıntıya girmeye gerek yok

Bu olayda tanık olunan suçluluk ve güçlülük, yine yukarıda sıralanan ters yüz etme yöntemlerinin hepsi birden kullanılarak, parayı bilemem ama bütün insanlık değerlerinin sıfırlanmasıdır…

***

Konuyu burada keserek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gelelim…

Hem suçlu hem güçlü deyiminin tanımladığı herhangi biri böyle bir makama üstelik halk oyuyla gelecek olursa, suçlarının hesabını vermek bir yana, güçlülüğü her anlamda daha da sınırsızlaşacak demektir…