EN BÜYÜK İŞÇİ EYLEMİ!

Türkiye İşçi Sınıfı’nın kendisi için sınıf olma yolunda attığı görkemli bir adım olarak tarihe geçen 15-16 Haziran 1970 eylemi, yaşandığı günde Türkiye’yi Sarsan İki Gün olarak belleklere kazınmıştı.

Eylemin 44. Yılında (16 Haziran 2014- bugün) İZ TV’de Yakın Tarih’in yeni bölümü olarak “Türkiye’yi Sarsan İki Gün” adıyla 15-16 Haziran (saat: 23.15) belgeselimiz yayınlanacak.

Söz konusu dönemde Adalet Partisi Hükümeti Türk-İş’in de desteğiyle DİSK’i fiilen kapatacak olan 274 sayılı Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu Sözleşme Kanunlarında değişiklik yaparak, iş kolundaki işçilerin üçte birini örgütleyemeyen sendikaların toplu sözleşme yapma yetkisi ellerinden alınacaktı.

Bu yasa değişikliğine karşı DİSK çok güçlü bir tepki gösterdi. Ve Türkiye’yi salladı.

İstanbul ve İzmit’te işçiler fabrikalarından çıkarak kentlerin sokaklarından taştılar.

Patronların ve iktidarın ödleri patladı: Sıkıyönetim ilan edildi!

Yasa değişiklikleri TİP ve CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesince iptal edildi. İşçi sınıfı büyük bir zafer kazandı.

Belgelimizde, tümü olayların içinde birinci tanık olarak yer alan, Sırrı Öztürk, Mehmet Karaca, Toygun Erarslan, Hanefi Öztürk, İsmail Keresteci, Mehmet Atay, Erdoğan Özer, Atilla Özsever ve Celal Alçınkaya konuştular.

Eylemin nasıl örgütlendiği en ince detaylarına kadar bu belgeselde anlatılıyor.

Fabrikalarda kurulan “Anayasal Direniş Komiteleri”, Merter’de 14 Haziran 1970 günü yapılan genel toplantı, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in eylemin niteliği ve niceliği hakkında konuşmasının altı çiziliyor.

Bu belgeselin çekimleri sırasında son derece sağlıklı görünen “Silahtarağa’nın en militan işçisi” Celal Alçınkaya ağabeyimizi kaybettik. 15-16 Haziran konusunda kamera karşısında son kez konuşan Alçınkaya, 44 yıl sonra eylemin bilinmeyen ayrıntılarını anlattı:

-Biz Silahtarağa’da Rabak, Sungurlar, Demirdöküm işçileri sıkıyönetim ilanından sonra da bir hafta çalışmadık. Ancak çalışmadığımız haftanın ücretlerinin ödenmesi şartını ileri sürdük. Patronlar kabul edince, işbaşı yaptık!

Celal Ağabey ve arkadaşları 15 Haziran’da başladıkları eylemi 22 Haziran’a kadar sürdürmüşler, 23 Haziran 1970 günü eylemi sonlandırmışlardı.

Mehmet Karaca (O zaman Otosan İşçi Temsilcisi) birinci gün fabrikadan kendilerine yemek servisi yapıldığını, bu yüzden de yemekten sorumlu müdürün sıkıyönetim mahkemesinde ifade verdiğini anlattı. İlk gün fabrikadan çıkmayan usta-posta başı pozisyonundakilerin ikinci gün (16 Haziran) eylem komitesine geliyorlar ve bir şart ileri sürüyorlar:

-Biz de yürüyüşe katılacağız, ama en önde biz yürüyeceğiz!

16 Haziran 1970 günü Gebze’den yola çıkıp Bağdat Caddesi üzerinden Kadıköy’e akan işçiler için 2. Zırhlı Tugay Kurbağalı Dere Köprüsü üzerinde zırhlı araçlardan oluşan bir barikat kurmuştu. General yaklaşan işçilere plastik mermilerle ateş açılmasını emretmişti.

Köprü üzerinde yer alan birliğin başında teğmen Atilla Özsever vardı. Genç subay bu emri uygulamadı, işçiler askeri araçları aşarak barikatın öte yanına geçtiler. Polisleri kovalayarak Kadıköy’e indiler. Belgeselde o teğmen Atilla Özsever, olay gününü ünlü köprünün üzerinde anlattı.

15-16 Haziran eylemine ilişkin şimdiye kadar hiç yayınlanmamış fotoğraflara ve filmlere ulaştığımızı burada belirtelim. Yakın Tarih-Türkiye’yi Sarsan İki Gün: 15-16 Haziran, 16 Haziran 2014 pazartesi gecesi 23.00’te İZ TV ekranlarında olacak.

M. Gıdak’ın ölümündeki sır

Kadıköy’de çatışmada polis silah kullananınca, işçilerden Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak, ile toplum polisi Yusuf Kahraman ve Fenerbahçe İşkembecisi Abdurrahman Bozkurt hayatlarını kaybettiler. Ölenlerin tümü polis kurşunu ile yaralanmışlardı. İşçiler arasından 85 kişi de ağır yaralı olarak hastanelere kaldırıldı.

Ancak Mehmet Gıdak’ın ölümü üzerindeki sır perdesi, aradan geçen 44 yıla karşın aralanamamıştı. Talihsiz işçi, polis kurşunuyla Kadıköy’de ölmemişti. Üzerinde işkence izleriyle başka bir ilçede bulunmuştu. Mehmet Gıdak’ın yeğeni Erdoğan Özer, “Dayım Kadıköy’de değil Tuzla İçmeler’de yol kenarında ölü olarak bulunmuş, babam tarafından teslim alınarak getirilmişti” dedikten sonra şöyle devam ediyor:

-Dayımın bedeninde dipçik, sopa, tekmeden morarmamış bir santimetre yer kalmamıştı.

Ama kurşun yarası yoktu. Ben onu yıkarlarken görmüştüm. Dayım Mehmet Gıdak işkence edilerek öldürülmüştü!

Musul’dan kim mesul?

AKP Hükümeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ikili olarak çizdiği tuhaf adlar eklenerek fiyakalı gibi gösterilen bir rotada nereye varacağı belli olmayacak şekilde ilerliyordu.

Suriye Türk Hava Kuvvetleri’ni ait F-104 uçağını düşürdü. Türkiye sınırları içinde bombalar düştü. Sabotajlar yapıldı. Hükümet ölenleri değil de zanlı örgütlerin masumiyetini savundu.

Bu dümeni kırık tekne ile yapılan dış politika yolculuğu yolunu kaybetmişcesine kayalara vurarak sık sık karaya oturuyordu.

Sonunda Musul’da skandal patladı. Şeriatçı örgüt, Musul Başkonsolosluğunu yani Türkiye’yi esir aldı!

Ağzını her açtığında hakaret etmedik kimseyi bırakmayan “sert” (!) başbakan, bu baskın ve personeli esir alma ile ilgili olarak çok kibar bir dil kullanmayı seçti.

Ağzından tek eleştiri çıkmıyor!

Ee hani nerede senin baba yiğitliğin?

Sadece Berkin Elvan ve anne babası için en az 10 adet sert açıklama yapan, evladını kaybetmiş anneyi-babayı kitlelere yuhalatan cesur lider bir arda “monşer kibarlığına” bürünüverdi!

Demek ki, neymiş?

Sadece içerde silahsız, savunmasız insanlara karşı esip gürleyen onların üzerine tam teçhizatlı polislerini ve araç gereçlerini süren sivil dikta özlemcisi lidermişsiniz!

Hepsi bir yana… Şimdi şu soruyu cevaplamak gerekiyor:

-Musul’dan kim mesul?