SÜNNİ İSEN KORKMA!

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğunda rehin alınan Türklerden sorumlu olduğu belirtilen, adının açıklanmasını istemeyen İŞİD komutanı, "Güvenliklerini sağlıyoruz, onları ülkelerine iade edeceğiz. Korkulacak bir şeyleri yok çünkü onlar Sünni ve Hanefi inancından" dedi.

***

Sevgili Okurlar,

Dün sabah, bu köşenin yazısını yazmak üzere bilgisayarın başına geçtiğimde, bir yandan da Musul’dan gelen haberleri izliyordum…

Büyük Türkiye’nin, muhteşem dış politikası, komşularla "sıfır sorun" icraatları, ülke içindeki " ileri demokrasi" başarısıyla bütünleşince ortaya çıkan "Maşallah"lık durumu izlemeyip de ne yapacaksın!

Ve yukarıda özetlediğim haber geldi. Rehineler "Sünni ve Hanefi" iseler korkulacak bir şey yok haberi…

O an kanım dondu! "Sünni ve Hanefi değillerse gebert gitsin!" demiş mi, komutan onu bilemedim… Bildiğim kanımı donduran sadece komutanın bu söyledikleri değildi. Kanımı donduran nicedir ülkemde de nefret söyleminin hızla yaygınlaşmasıydı.

Irk, dil, din, etnik köken, cinsiyet, cinsel eğilim, düşünce biçimi ayırımcılığı… Manşetlerde, köşe yazılarında, Politik partilerde, Mecliste, Başbakanın dilinde… "Ya Bendensin ya da Düşman"- "Ya Bizdensin ya da Öteki"…

Unutmayın, "Soma Patronunun Damadı Yahudi" manşetiyle çıkmıştı Yeni Akit Gazetesi… Hrant Dink cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti…. Kürtlere, Alevilere , eşcinsellere, kadınlara yönelik şiddet

"Biz"in dışında isen başına her bela gelebilir, öldürülebilirsin de…

Afgan yazar Rahimi’nin "Kahrolsun Dostoyevski" adlı çok etkileyici kitabını (Can Yayınları) yeni okudum. Savaşlarla parçalanmış, din adına, Allah adına ölümün kol gezdiği ülkedeyiz. Kitabın baş kişisi Resul’un bir cümlesi aklımdan çıkmıyor: "Öldürmek, bu ülkede yapılacak en önemsiz hareket."

"Öteki"yse, öldür gitsin! Ancak ülkemde giderek "öteki" kavramının içini dolduranlar çoğalıyor ve çeşitleniyor!

Ne ekersek onu biçiyoruz. Bunca ayırımcılık, bunca kin, bunca nefret! Suriye’deki iç savaşta taraf olmak, silah desteği vermek! Dini, inancı siyasi emeller doğrultusunda kullanmak! Biz en çok , en çok bunları ektik. Ne bekliyorduk ki!

Kaybolan Lezzetler

Sevgili Okurlar, bugün size Alaçatı’daki yeni bir festivalden söz edecektim. Daha önce "Ot Festivalleri"ni dünyaya duyurmakta çok başarılı oldular. Şİmdi buna bir yenisi eklendi. "Alacatı Kaybolan Lezzetler Festivali" . 6-8 Haziran tarihlerinde bu yıl ilk kez yapıldı. Üstelik Uluslararası nitelikte . Restoran ve butik otellerde sürdürülüyor Geleneksel Türk mutfağının , Levanten, Musevi, Rum kültürleriyle harmanlanarak şekilleniyor ve gastronomi turları düzenleniyor. Sakız Adası ve Girit’ten de katılımlar oluyormuş.

Bu "festivale" ben, sadece bir resim sergisi izleyebildim. Ama inanın her tür yiyecekten bin kat daha lezzetliydi. Chermine Vidori’nin Kuytu Restoranındaki sergisinden söz ediyorum.

Vidori, İzmir’li Levanten bir ailenin kızı. Çocukluğu Bornova, Alaçatı ve Ilıca’da geçmiş. 1965’de İtalya’ya göç etmiş. resme Roma Güzel Sanatlar Okulunda başlamış. Yıllar sonra dönüp dolaşıp geldiği, yaz kış yerleştiği , yaşadığı yer Alaçatı.

Kimileri minyatür tadında naif resimler, Vidori’nin kent, köy, kasaba gözlemlerine dayanıyor. Tümüne ince bir işçilik ve özen egemen. Gözlemlerin yanı sıra düş gücüne, fanteziye, şaşırtmacalara yer veriyor. Alaçatı’nın üzerinde uçan balonların dolaşmasını, kedilerin keman çalmasını, ya da aya tırmanmasını gülümseyerek seyrediyorsunuz. Alaçatı’nın insanını, hayvanlarını, doğasını, mutfaklarını, yiyeceklerini, binbir halini gülümseterek izleten bu sergiyi, ben Belediye Başkanı olsam her daim açık tutarım.