DAVANIN CUMHURBAŞKANI

Başbakan Erdoğan tabloyu son derece açık ve net ortaya koydu. Özetleyelim:Yol, Dava, Rab, İslam… Bir saati aşkın konuşmasında hemen hemen her cümlenin başında bu sözcükler yer aldı. En az 20 kere helallik istedi. Bilezikle başladı… Mağdur edebiyatı ile devam etti… Demokrasi sözcüğü sadece ve sadece 2 kez yer aldı konuşmasında. Laiklik, çağdaşlık, medeniyet, Atatürk devrimleri ve ilkeleri gibi sözcükler tabii ki devre dışıydı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendi davasının cumhurbaşkanı adayı. Ve o dava bizim davamız değil. O dava yoksulun, mağdurun da davası değil. Bakmayın yaptığı mağdur edebiyatına. “Yoksulun, mağdurun, gecekonduda, varoşlardayaşayanın yanında olduk” dedi. 12 yıldır tek başına iktidar olan bir parti ama yoksul daha yoksul, mağdur daha mağdur; gecekondularda, varoşlarda yaşayanlar kent dışına atılmış durumda.

TÜSİAD’ın geçen hafta açıkladığı Türkiye’de bireysel gelir dağılımı eşitsizliklerini ve bölgesel eşitsizlikleri incelediği raporu kapı gibi önümde. Rapor 2002- 2007 yılları arasında ekonomik konjonktür ve yüksek büyüme oranları hane halkı gelirlerine olumlu yansırken 2007 sonrasında bu durumun değiştiğine dikkat çekiyor. Rapora gelir eşitsizliğinin önemli kaynaklarından biri “gayrimenkul edinme sistemi”. Hani şu AKP iktidarının “benim halkım ev sahibi olacak” diyerek tüm ülkeyi şantiyeye çevirdiği sistem. Ancak rapor tam tersine işaret ederek bakın ne diyor: “Kredi ile satın alınan gayrimenkullerde, bu kredi imkânına erişim büyükölçüde yüksek ve/veya orta gelir grubu için mümkün. Düşük gelir gruplarının krediye ulaşma imkânları daha düşük olduğundan TOKİ sistemi üzerinden yaratılan satın alma seçenekleri bu grupların ev edinimlerine imkân sağlamıyor.”

Yani parası olan ev sahibi oluyor, olmayan her zamanki gibi avucunu yalıyor. Ve bu durum ülkenin her yanı için söz konusu… Rapor, “Gayrimenkul gelirleri tüm bölgelerde eşitsizliğe katkısı en yüksek gelir grupları arasında yer alıyor. ÖzellikleDoğu Karadeniz Bölgesi başta olmak kaydıyla Türkiye’nin Doğu kesimlerinde bu çok belirgin” vurgusu yapıyor. Tabii sorunun özellikle kırsal bölgelerdeki ayağı, toprak dağılımındaki eşitsiz dağılım gerçeği olarak suratımıza çarpıyor. Dedik ya yoksul daha yoksul, işçi daha mağdur. Üretim verileri, işsizlik verileri gerçek tabloyu ortaya koyuyor.

Ama bunlar davanın derdi değil. Bugün 21. yılını dolduran Sivas katliamının üzerinde hâlâ duran kara leke de değil. Soma’daki maden cinayetinin sebepleri olan rant, taşeron sistemi, emek sömürüsü, işveren-siyasetçi kıskacı da değil. Kadın cinayetlerinin nedenleri de davanın konusu olamaz tabii ki… Bu ülkenin eğitim zaafiyeti de değil, gençlerin neden işsiz oldukları da… Uyuşturucu kullanımının neden bu kadar yaygın olduğu, üstelik varoşlarda bu kadar yükselişe geçtiği de davanın derdi değil.

Dava başka… Zaten zatı muhterem balkon konuşmasında açıkça ifade etti: “… Denklemin dışında tutmak istediler bizi hep, imam hatipte okuyoruz diye; namazkılıyoruz diye gerici dediler, türbanlı bacılarımıza hayatı dar ettiler…”
Dediği gibi “yol uzun”. Seçilirse yeni bir Türkiye inşa edecek. Türk-İslam sentezli, yeni Osmanlıcı Türkiye zaten bir süredir inşa halinde. Önündeki engeller daha bir kolay aşılmış olacak. Tabii nereden geldiği belirsiz paralar, rant, peşkeş çekilen araziler cabası… Davanın menfaatına olan özgürlüklere geçit verilirken muhalif sesler alabildiğine baskılanacak.

Başta da dediğimiz gibi halkın değil davanın cumhurbaşkanı olacak. 10 Ağustos’u bir de bu gözlükle okuyalım.