EKONOMİ SİYASETİN GERİSİNDE KALDIĞINDA…

Siyaset o kadar hâkim ki ülke gündeminde uzun bir süreden beri ekonominin esamisi bile okunmuyor. Gelir eşitsizliğinin artması, ülke ekonomisinin sıcak paraya bağımlı hale gelmesi, kamu ve özel sektör borçlarının sürekli artması, diz boyu yoksulluk, işsizlik… Hadi bırakın bunları bir kenara peş peşe yağan zamlar bile konuşulmuyor, kimse bunun fiyatı neden bu kadar arttı, diye sormuyor bile… Ciddi teşvikler veriyor hükümet, ama kimse yatırım için kılını bile kıpırdatmıyor. Belli ki yatırım ortamı, riskler, belirsizlik yatırımcıya cazip değil. İstanbul Sanayi Odası’nın geçenlerde açıkladığı Türkiye’nin ilk 500 şirketine ilişkin veriler de keza… 
Türkiye’nin dev şirketlerinin borç/özkaynak oranı son 10 yılın zirvesine çıkmış. İlk 500 içinde bilançosunu zararla kapatan şirket sayısı 63’ten 129’a yükselmiş. 2013’te kâr eden şirket sayısı ise 437’den 371’e gerilemiş. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “2008 global krizinde yaşanan olağanüstü koşullarısaymazsak son 10 yıldır bu kadar yüksek zarar eden şirket sayısına ilk kez rastlıyoruz” sözleri sadece duvara çarpıyor. 
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran gerçekten takdir ettiğim bir siyasetçi. İlkelerinden ödün vermeden, yılgınlığa kapılmadan gerçekleri dile getirip duruyor. İnternet sitesine göz attım. Ekonomideki çarpıklıkların hemen hepsini raporlamış, basınla paylaşmış; Meclis’te soru önergeleri hazırlamış… 
Bunların hiçbirinin kamuoyunda yankıları görülmüyor. Oysa üretmek çok önemli. Hele teknoloji üretmek, yüksek katma değer getiren ürünler ortaya çıkarabilmek… Marka yaratabilmek… Güngör Uras, İSO 500 verilerinden yola çıkarak şunları söylüyor: En büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde yer alan imalat sanayii kuruluşlarında yaratılan katma değerin sadece yüzde 2.6’sı yüksek teknoloji üretimine dayalı. Ne acı değil mi? 
Dünyanın en büyük 17 ekonomisi olmakla övünüyor ama yüksek teknoloji üretiminde nal topluyoruz. Üstelik sayısı yok denecek kadar az olan markalarımıza bile sahip çıkamıyoruz. Turkcell de bunlardan biri. 1994 yılında kuruluyor. Fikir babası Murat Vargı. Büyük ortak Çukurova Grubu’nun patronu Mehmet Emin Karamehmet. Kısa sürede Türkiye’nin büyük markalarından biri haline geliyor. Ardından Ruslarla ortaklık… Şimdi Karamehmet bu dev markayı Rus ortağıAltimo’ya kaptırmamak için çabalayıp duruyor. Son haberler Ülker Grubu’nun da devreye girdiği ve stratejik ortaklık için harekete geçtiği yönünde. 
Turkcell’i anlattım çünkü benzer bir vaka da Fransa’da yaşandı. Fransa’nın teknoloji devi Alstom zora düşünce şirketin satışı gündeme geldi. ABD’li GeneralElectrics ile Alman Siemens ve Japon Mitsubishi ortaklığının ilgilendiği şirket Fransa’da kamuoyunun gündeminden düşmedi. Alstom’da yüzde 20 hissesi olan Fransa devleti çok ciddi pazarlıklar yaptı. Fransızların milliyetçiliği meşhurdur. En fazla para verene satıp da çekilebilirdi; bunu yapmadı, büyük çekişmelerle ciddi kazanımlar elde ederek sonunda GE’ye onay vereceğini açıkladı. Çünkü GE son teklifinde bin kişilik ilave istihdam sağlayacağı sözünü almıştı. Anlaşmaya göre Fransa devleti Alstom’un büyük hisse sahibi Bouygues SA’dan bir pay satın alıyor. Bu arada Bouygues’un Turkcell gibi bir telekomünikasyon şirketi olduğunu hatırlatalım. Pazarlıklar arasında Alstom ve GE’nin yenilenebilir enerji alanında ortak yatırımlar yapması başta olmak üzere Fransa’ya avantajlar yaratacak pek çok maddeyi de kabul ettirdi. 
Zaten kararın ardından bir hükümet sözcüsü konuya ilişkin “Fransa’nın uluslararası imajı söz konusuydu. Ülkenin uluslararası şirketlerle akıllıca pazarlık ettiğinigösterdik. Diğer ülkeler gibi kalıcı çıkarlarımızın arkasında durduğumuzu gösterdik”diye konuştu. 
Başlıkta da vurguladığımız gibi Türkiye’de uzun süredir ekonomi siyasetin çok gerisinde. Lokomotif epeydir tekliyor, su kaynatıyor; ancak küçük iyileştirmelerle, göz boyamalarla geçiştiriliyor. Tabii bunda ülkeye sıcak para girişinin de büyük payı var. 
Nereye kadar süreceğini ise bekleyip göreceğiz…