YOKUŞ HANGİ VİTESLE İNİLİR?

Düşüncenin patenti Nevzat Tandoğan’a ait. Tek parti döneminin ceberut Ankara Valisi’nin şu sözleri adeta deyim haline dönüşmüş:

-Size ne oluyor! Memlekete komünizm gerekirse onu da biz getiririz.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında da da öyle. Tayyip Bey diyor ki;

-Atatürk’ün yolundan gidiyor görünmek gerekirse onu da biz yaparız.

Ve yapıyor da. Samsun’dan çıkıyor yola.

CHP ve MHP’nin bulduğu “çatı adayı” Ekmeleddin bey diyor ki:
- Dinsel söylem gerekirse, onu da biz söyleriz.

Ve söylüyor da, konuşmaları dinsel söylem yoğunluğu açısından, Tayyip Bey’i hiç aratmıyor.

Kısacası tam bir rol difüzyonu!

Bu arada Tayyip Bey’in yıllar yılı Mustafa Kemal’i silme çabaları da, kendi açısından dilediği ölçüde sonuç vermedi.

Bunun üzerine, Mustafa Kemal’i kendine uydurma yöntemini denemeye başladı.

Aynı yöntemi ağababası Erbakan da denemiş ve “Atatürk sağ olsaydı bizim partiye girerdi”, demişti.

Tabii her ikisinde de amaç, Mustafa Kemal Atatürk’ü yüceltmek değil, silmekti.

***

Dini siyasete ve ikballerine alet etme yöntemini uygulayanlar, hiç de kimilerinin sandıkları gibi, akılsız insanlar değiller. Nitekim etkili formülü iyi bellemişler.

Özetlemek için bir örnekle açıklayalım.

Ehliyet sınavında sorulan bir soru vardır:
- Yokuş hangi vitesle inilir?

Yanıtı da son derece kolay ve mantıklıdır:

-Çıktığın vitesle.

Toplumsal oluşumların yönünü değiştirmek için de, yapılması gereken o oluşumların ardındaki dinamikleri ve nedenleri iyi saptayıp, onlar üzerinden gitmektir.

Örneğin, modernleşmeyi sağlayan Cumhuriyet devriminin ardındaki en büyük itici güç eğitimdir.

Hatta, eğitim seferberliği Cumhuriyet’ten önce, Osmanlı döneminde, onun modernleşme çabaları çerçevesi içinde başlamış, Abdühlamit dönemini de içeren bu hamleler, İttihatçılar ile, savaş döneminin güçlüklerine karşın, doruğa ulaşmıştır. Tabii ki, onu daha da ileri götüren ve laik nitelik katarak tamamlayan Cumhuriyet olmuştur.

Ne gariptir ki, bu gerçeği bir zamanlar modernleşmenin ilk öncülerinin takipçilerinden çok karşıtları kavramışlar, saldırılarını o noktaya yoğunlaştırmışlardır.

***

Tayyip Bey de, Türkiye’de Cumhuriyet’in,laiklik yokuşunu tırmandığı vitesle aynı yoldan geri şeriatçı rejim çukuruna doğru inmeye, aynı yolu bu kez tersine gitmeye çalışmaktadır.

Kabul etmek gerekir ki, Mustafa Kemal’e karşı uygulanan bu yeni yöntem, Damat Ferit’inkinden çok daha ustacadır.

Samsun’dan başlayan yolun, Erzurum ve Sıvas’tan Ankara’ya bağımsız laik çağdaş cumhuriyete varırken Mustafa

Kemal’i de Çankaya’ya taşıması gibi, Tayyip Bey de, aynı yoldan yolu tersine giderek, ama bu kez Samsun’dan çıkıp, Erzurum’dan geçerek Ankara’da dinci baskıcı, hilafetçi çağdışı rejimde kendisine Çankaya yolunu açmaya çalışmaktadır.

Kısacası güzergah aynıdır, ama hedef yüzde yüz terstir.

Kimse, aldanarak şunu söylememelidir:
- Ne ayrı amacı yahu, baksana adam aynı yoldan gidiyor!

Aynı yoldan gidip ayrı hedefe varılabileceği uzun zamandır bilinmekteydi. Nitekim Kolomb bile biliyordu, sürekli batıya giderek , doğuyla da varılabileceğini.

Şimdi asıl önemli soru şu:

-Tayyip Bey’in bu oyunu tutar mı?

Akif İstiklal Marşında “korkma sönmez bu şafaklarda yüzen albayrak,/ sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.” diyor

Tayyip Bey’in oyununun tutması için de en son ocağın bile sönmesi gerek.

O en son ocak da, Cumhuriyet’in kurumları ve kurucu partisidir.

O sönmeden oyun tümüyle tutmaz.

Yani neymiş?
Oyun tutar mıymış, tutmaz mıymış?