ANTİSEMİTİZM VE EMPERYALİZMİN YÜZYILLIK İLİŞKİSİ

İsrail’in Gazze’ye saldırısı sonrasında başta Yıldız Tilbe ve Şamil Tayyar olmak üzere yerli Hitler hayranlarımız hemen harekete geçti. Yahudi kökenli yurttaşlarımız tehdit edildi, sinagogların önüne adam yığmaktan bahsedildi. İsrail’in İstanbul Konsolosluğu önündeki protestoda İlhan Koman’ın heykeli kırıldı. Gazze’ye yapılan vahşi saldırı karşısında oluşan haklı tepki antisemitik bir mecraya akıtılmak istendi.

Peki, antisemitizmin bu coğrafyadaki kökleri nerelere uzanıyor? Türkiye’de ve Ortadoğu’da Yahudi düşmanlığı nasıl güçlendi, nasıl yayıldı? İsterseniz bu sorulara birlikte yanıt arayalım.

İslam’ın Yahudilere bakışı

İslam’ın Yahudiliğe karşı tutumu Hıristiyanlarınkinden çok farklıdır. Hıristiyanlar Yahudileri “Tanrı’nın katili” olmakla ve İsa Peygamber’e düşmanlıkla suçlarlar. İlk Hıristiyanların Yahudiler arasından çıktığı ve uzunca bir dönem onlarla mücadele ettiği hatırlandığında bu iddianın eşyanın tabiatına uygun olduğu görülecektir. Varlığını meşrulaştırmak isteyen Hıristiyanlığın kan iftirası, kutsal ekmeğe işkence, kuyuları zehirleme gibi iddiaları benimsemesi çok kolay olmuştur.

İslam açısındansa Yahudiler “ehli kitap”tır; yani dinleri her ne kadar tahrif edilmişse de Hıristiyanlık gibi Allah tarafından indirilmiştir. Dolayısıyla Yahudiler İslam’ın mesajının muhatapları arasındadır. Bakara Suresi’nin 62. ayetinde bu durum şöyle ifade edilir: “Şüphesiz iman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur. Onlar üzüntü çekmeyeceklerdir”. Bu son derece açık dini emir yüzünden tarih boyunca Yahudiler, İslam toplumu içerisinde, tıpkı diğer “ehli kitap”lar gibi, cizye ödemek ve birtakım kısıtlamalara uymak şartıyla zimmî statüsüne kavuşmuşlardır.

İslam’ın ortaya çıktığı dönemde Yahudiler Medine, Hayber, Yemen ve Teymâ başta olmak üzere bütün Arap Yarımadası’na yayılmış durumdaydılar. Aynı tarihlerde Mekke’de ise hemen hiç Yahudi bulunmuyordu. Belki de bu yüzden Mekke dönemine ait ayetlerde Yahudiler sadece tektanrıcı köklerinden dolayı anılmakta ve Musa Peygamber’in firavuna karşı mücadelesine atıflar yapılmaktaydı.1

Medine dönemindeyse durum ve güç dengeleri değişti. Bir süre sonra burada güçlü olan Yahudilerle sürtüşmeler başladı. Bu döneme ait ayetlerde vurgu Yahudilerin tektanrıcılığından kutsal kitabı tahrif ettikleri iddiasına kaydı. Yine de bütün bunlara rağmen İslam devletlerinde Yahudilere kötü, en azından diğer “ehli kitap”a ya da aynı dönemde Batı’da Yahudilere ve Müslümanlara davranıldığından daha kötü davranıldığına dair hiçbir işaret yoktur. İslam topraklarında Yahudilerin durumu 12. yüzyıla kadar Batı’daki, 13. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu’ndaki dindaşlarına göre daha iyidir. Medine döneminde Yahudilerle yaşanan sorunlar kısa sürede unutulmuştur. Bu yüzden ortaçağda dünya Yahudi nüfusunun büyük çoğunluğu İslam ülkelerinde yaşamakta; “Ortaçağ Yahudileri” dendiğinde akla “İslam Dünyası’nda yaşayan Yahudiler” gelmektedir. Bu durum Osmanlı zamanında da değişmemiş; 16. yüzyılda Osmanlı Devleti en fazla Yahudi nüfusuna sahip ülkelerden biri haline gelmiştir.

Fransız kültürü ve Hıristiyan azınlıklar

Osmanlı Devleti’nde ve Ortadoğu’da antisemitizmin ortaya çıkışı ilk olarak 19. yüzyılda olmuştur. Bu süreçte Fransız kültürünün ve etkisinin rolü büyüktür. Söz konusu dönemde Dreyfus Davası’nın da gösterdiği üzere Fransa’da çok etkili olan antisemitizm Ortadoğu’da faaliyet gösteren Katolik misyonerler ve Paris’e eğitim amacıyla giden Hıristiyan gençler aracılığıyla bölgeye taşınmıştır. Nitekim Arapça yayımlanan ilk antisemitik kitap Georges Corneilhan isimli bir Fransıza aittir. 1889 yılında Paris’te Juifs et Opportunistes: Le Judaisme en Egypte et en Syrie (Yahudiler ve Oportünistler: Mısır ve Suriye’de Yahudilik) ismiyle yayımlanan kitap, 1893 yılında Beyrut’ta Fi’l-zawaya khabaya au kashf asrar al-Yahud ismiyle okuyucuya sunulmuştur. Bu konudaki örnekleri genişletmek mümkün. Antisemitik külliyatın Arapçaya tercüme edilmesinde Fransız etkisi o kadar belirleyicidir ki, August Rohling’in 1871 yılında Almanca yayımlanan Der Talmudjude (Talmut Yahudisi) isimli kitabı bile 1899 yılında Fransızca baskısından Arapçaya çevrilmiştir.

Kuşkusuz bu durumun Katoliklik dışında da nedenleri mevcuttur. Fransa Ortadoğu’da hakimiyet kurmak için başta Maruniler olmak üzere bölgedeki Katolikleri kazanmaya çalışmaktadır. İngiltere ise bu duruma karşılık Yahudilerin hamisi olma iddiasıyla bölgeye sızmayı hedeflemektedir. Fransa’nın bu hamleye yanıtı 1840 yılındaki Şam Vakası’nda da görüldüğü üzere antisemitizmi kullanarak bölgedeki Hıristiyan azınlıkları Yahudilere, yani aslında İngiltere’ye, karşı harekete geçirmek olmuştur.

Konunun daha iyi anlaşılması için Hıristiyan cemaatlerin Yahudi düşmanlığının maddi temellerinden de bahsetmek gerekiyor. Bu dönemde özellikle Balkanlar’daki Hıristiyan cemaatler arasında ayrılıkçı örgütler güç kazanmıştır. Yahudiler ise Hıristiyanların kuracağı devletlerde hayatın kendileri için çok zorlaşacağını tahmin etmekte, bu yüzden de Osmanlı Devleti’nin parçalanmaması için uğraşmaktadır. Bu tercih Hıristiyanlar arasındaki antisemitik eğilimlerin güçlenmesine neden olmuştur. Tazminat’tan sonra Yahudilerin Osmanlı ekonomisinde kilit bir rol üstlenmeleri ise bir başka etkendir. Bütün bu maddi nedenler ve Batı’dan esen antisemitik rüzgârlar Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan topluluklar arasında Yahudi düşmanlığının artmasına neden olmuştur.

Dreyfus’dan kutlama

Fransız kültürü ve etkisi Osmanlı aydınları arasında da hakimdir. Bu durum söz konusu kesimin de antisemitizmle tanışmasını sağlamıştır. 19. yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti’nde yayımlanan antisemit kitaplara baktığımızda bahsi geçen çalışmaların çoğunun tercüme olduğu görülecektir. Kaldı ki söz konusu çalışmaların kültürel kodlarında antisemitizm olmayan Osmanlı toplumu üzerinde önemli bir etkisi de olmamıştır. Bu durumun en önemli kanıtı Hüseyin Cahit gibi Osmanlı aydınlarının Dreyfus Davası esnasında esas olarak Dreyfus’u desteklemeleridir. Örneğin Fransız Devrimi’ne ve kültürüne vakıf önemli tarihçilerden Ali Reşad’ın, İsmail Hakkı ile birlikte kaleme aldığı Dreyfus Meselesi ve Esbab-ı Hafiyesi isimli kitapta “museviyet düşmanlığı” diye anılan antisemitizm eleştirilmiş; Alfred Dreyfus, avukatı Mösyö Labori ve yazar Victor Hugo her iki yazarı da bu tutumlarından dolayı kutlamışlardır. 2

Antisemitizm kime yakışıyor?

Görüldüğü gibi İslam ve Osmanlı Devleti tarihinde Batı’dakine benzer bir antisemitizme rastlamak mümkün değildir. Araplar arasında Yahudi karşıtı ilk tepkiler Yahudilerin Birinci Dünya Savaşı esnasında Filistin’e yerleşmeye başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bu tepkilerin antisemitik boyutlara ulaşmasında da Batılıların rolü büyüktür. Chaim Weizmann anılarında Filistin’de halka Siyon Protokolleri’ni ilk kez İngiliz Ordusu’nun dağıttığını yazar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Kudüs Müftüsü ile ilişkileri ve sonrasında yaşananlar Ortadoğu’da antisemitizmin yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere bugün İsrail’in vahşi politikalarını ve emperyalizmle ilişkisini eleştirmeyi antisemitik saçmalıkları tekrarlamakla karıştıranlar bu toprakların kültürüne yabancı bir çöplükten beslenmektedirler. AKP’ye yakın isim ve çevrelerin Hitler özentisi tutumlarının ideolojik temeli Batılı emperyalistler tarafından atılmıştır. Bu kesimlerin siyasal tercihlerinin ABD’den yana olması ve Büyük Ortadoğu Projesi üzerinden İsrail’i desteklemeleri tesadüf değildir. Emperyalizm sayesinde bu topraklara giren antisemitizmin bayrağı günümüzde yine emperyalizmle işbirliği içinde olanların elinde dalgalanmaktadır. Kısacası herkes kendine yakışanı yapmaktadır.

1 Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Haluk Hepkon, Jön Türkler ve Komplo Teorileri, Kırmızı Kedi Yayınevi, Ekim 2012, s. 59-63.
2 Zafer Toprak, “Üçüncü Cumhuriyet Fransası, ‘Aydınlanma’ ve Osmanlı’da tarih yazıcılığı”, Aydınlanma Sempozyumu, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, Yayına Hazırlayan Binnaz Toprak, Kasım 2007, İstanbul, s. 82.