GÜÇ ZAMANDA AKIL VERMEK

Köşe yazarının sorumluluğu, sağduyusu, öngörüsü, cesareti, güvenirliliği tam bu noktada önem ve anlam kazanıyor.

Kolay zamanda akıl vermek kolaydır.

Seçenekler belirginken, doğru ve yanlış arasında yapılması gereken seçim açıkça görülmekteyken, akıl vermeye zaten pek gerek de yoktur…

Fakat doğrunun ve yanlışın birbirine karıştığı, neyin doğru neyin yanlış, bazı durumlarda da hangisinin daha az doğru ya da daha az yanlış olduğu birbirine karıştığında, kafalar da ister istemez karışacaktır…

Cumhurbaşkanlığı konusundan söz etmekte olduğumu kuşkusuz anladınız…

Tam olarak böyle bir noktadayız…

***

Bu gibi durumlarda doğru ve nesnel bir karara ulaşabilmek için, insan hem olayların doğru, sağlıklı bilgisine sahip olmalı, hem de kendi kişiliğini iyi tanımalı, hangi durumlarda nasıl karar veren bir kişililiğim var sorusunu dürüstçe yanıtlayabilmelidir…

Verilecek karar bütün bunların bileşkesi olarak ortaya çıkacaktır…

CHP-MHP’nin çatı adayı açıklandığında ve sonrasındaki süreçte, elden geldiğince düşünüp araştırdım…

Doğru yanıtı bulmaya çalıştım…

Şimdi sevgili okurlarımı birlikte düşünmeye çağırıyorum…

***

İstanbul’da 13 Kasım tarihli toplantıda, aday saptanırken soldaki oyların çantada keklik görülmemesi gerektiğini öncelikle belirtmiştim…

Geçen haftaki yazımda da tekrarlamıştım bu uyarımı…

Nitekim çatı adayının açıklanışından sonra hoşnutsuzluk seslerinin, ağır eleştirilerin bu kesimlerden yükseldiğini görüyoruz…

Peki bu aşamadan sonra neler olabilir?..

Sayın aday şu ya da bu nedenle adaylıktan çekilir mi?

Ya da söz konusu partiler ondan vazgeçerek başka bir aday arayışına mı girerler?…

İlk seçeneğin gerçekleşebileceği akla gelse de, ikincisi kanımca olanaksızdır…

Yine bu aşamada asıl soru ise şudur: Söz konusu aday şu ya da bu nedenle çekildiğinde ne olacak?

Yanıtım, sonucun tam bir kargaşa, çıkışsızlık ve bu aşamadan sonra yeni aday kim olursa olsun kesin bir yenilgi olacağıdır…

***

Açıklanan çatı adayının kişiliği konusunda ayrıntılı görüş bildirmeye kendimi yetkili görmüyorum.

Çünkü birey ve akademisyen kişiliğine ilişkin gerektiğince bilgi sahibi değilim.

Buna karşılık kendisine yöneltilen eleştirileri yeterince haklı ve inandırıcı bulmuyorum.

Söz konusu kişiyi her şeyden önce ve her şeyden daha önemli olarak, dürüst, kişisel ve akademik yaşamı bakımından lekesiz bir insan olarak görüyorum.

Böyle bir kişiliği, hırsızlığın, yolsuzluğun, ahlâksızlığın ayyuka çıktığı bir ortamda, AKP’nin de cumhurbaşkanı adayı olabilirdi diye nitelemek, kanımca çok büyük bir haksızlıktır…

***

İdeal bir cumhurbaşkanı adayı ile mi karşı karşıyayız?

İdealden neyi anladığımıza bağlı…

Ben kendi cumhurbaşkanı adaylarımı geçen haftaki yazımda sıralamış, bunlardan kimin ya da kimlerin günümüz koşullarının ideali olduğuna ilişkin düşüncemi de belirtmiştim…

Açıklanan sayın adayın ilk anda pek çok kişi gibi bende de hayal kırıklığı uyandırdığını gizleyemem…

Fakat düşündükçe büsbütün yanlış bir seçim olmadığını, günümüzün idealine çok da ters düşmediğini duyumsuyorum…

Tam bu noktada, yazının girişinde değindiğim gibi, bizim, kendimizin ciddi bir özeleştiriye gereksinimimiz olduğunu düşünüyorum…

Akılcı ve uzlaştırıcı olmaktan çok, kendi düşündüklerimizin başarısı için ne olursa olsuncu bir yaklaşımımız var.

Gemileri bir anda yakmaya eğilimliyiz…

Yanı sıra da ülkemizi, insanımızı iyi tanımıyoruz.

Toptancı reddedişlere, ya da kabullenişlere yatkınız…

Bizim inanışlarımıza, örneklerimize, modellerimize uygun olmayarak da doğru dürüst insan olunabileceğini pek anlayamıyor, kabul edemiyoruz…

Sonuç olarak söyleyeceğim şudur: Her türlü hesaplaşmayı , ideolojik kapışmayı sonraya bırakarak, şu anda yapılması gereken, ahlâksızlığa, hırsızlığa, savaş kışkırtıcılığına, cinayet destekçiliğine,alçaklığın ve ülke düşmanlığının görülmedik boyutlara ulaşmasına karşı, bütün namuslu insanların sağduyulu davranması, iyi düşünüp taşınması,inatlaşma yerine kenetlenmesi, bir birine omuz vermesidir…

BALYOZ TUTSAKLARINI SELAMLIYORUZ.
SIRA HUKUK KATİLLERİNİN CEZALANDIRILMASINDA.