HEYECANSIZ SEÇİME DOĞRU

Kendimden başlayayım.

10 Ağustos’ta vereceğim oy için her hangi bir heyecan duymuyorum.

Toplumda da görebildiğim kadarıyla göze çarpar bir heyecan belirtisi yok.

Mahalleden tanıdığım (son yerel seçimlerde oyunu CHP adayına veren)
bir MHP’li arkadaş, önümüzdeki cumhurbaşkanı seçimi için umudunu cemaatlere bağlamış…

Görelim bakalım, diyor, cemaatçilikleri samimi mi, yoksa maddi çıkar doğrultusunda mı oy kullanacaklar… (Yani, sayın çatı adayına mı, yoksa kendilerine maddi çıkar sağlayacak olan iktidar partisi adayına mı oy verecekler…)

Bir başka deyişle, umut kaynaklarımızdan biri cemaat oyları…

Nitekim aynı arkadaş, Fatih cemaatinin oylarının çatı adayına olacağını söylüyor…

Duymuşluğum var ama, Fatih cemaatinin kimlerden oluştuğunu , doğrusu ya, tam olarak bilmiyorum…

Nurcular mı, Fetullahçılar mı,Süleymancılar mı, Nakşibendiler mi, yoksa bu saydıklarımın hepsi zaten aynı şey mi?…

Türkiye bir şeyhler, müritler, tekkeler ülkesi olmayacak diyen kurtarıcı önderin kemikleri sızlıyor olmalı…

(Cehaletimi gidermek için üşenmeyip interneti açtım, Fatih Cemaati, Fatih’teki İsmail Ağa camisi çevresindeki cemaatin adıymış… Ne anlama geldiğini bilemesem de, bir Nakşibendi cemaati olduğunu da bu arada öğrenmiş oluyorum…)

***

Bir süredir dışında olduğum İstanbul’a bir iki gün önce ayak bastığımda iktidar partisi adayının her yeri kaplamış afişleriyle karşılaşıyorum.

“Milletin adamı” imiş…

Korku titreşimleri taşıyan sesiyle oğluna “paraları sıfırla “ diye fısıldayan adam, bu afişlerden “millet”ine azametle, mutlulukla bakıyor…

“Yeni Türkiye’nin” mimarı imiş…

Yani çalıp çırpmanın hoş görüldüğü, çalıyor ama çalışıyor da sloganının yüz kızartıcı bir utanmazlıkla dilden dile dolaşıp kabul gördüğü, kamu zenginliklerinin ülke çapında yağmalandığı, kadınlara karşı işlenen cinayetlerde rakipsiz dünya şampiyonu olduğumuz,ulusal eğitimin bütünüyle din eğitimine dönüştürülmekte olduğu, kestikleri insan başlarıyla top oynanan canilerin Türkiye kolunun İstanbul’un ortasında toplu namaz kıldıkları; bir konsolosluğumuzun mensuplarını ve ailelerini tutsak edip bu konsolosluk binasını karargâh olarak kullanan canilerin, bu aşağılayıcı eylemlerin hedefi olan ülkenin hükümetince korunup desteklendiği; neredeyse bütün dünya ülkelerince dışlanmış ve komşularıyla savaşın eşiğine getirilmiş ve kendi içinde de bin parçaya ayrılmasına bir kıvılcımın yeteceği bir “yeni Türkiye’nin mimarı…

Ve sözünü ettiğim seçim afişlerinde milletine gururla, mutlulukla bakan
adama karşı, yukarıda ancak bir bölümünü saydığım suçlarla ilgili tek bir karşı afiş, tek bir slogan yok…

Böylesi bir seçim kampanyası herhalde dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman görülmemiştir…

***

Seçimlerde hedef, tarafsızların, ilgisizlerin, karşı seçmenin oyunu kazanmaktır…

Bu seçimde tam tersine, oy vermesi “banko” olan seçmen etkilenmeye çalışılıyor…

Bu da bize özgü bir garabet olsa gerek…

Daha önceki bir yazımda ve konuyla ilgili bir genel toplantıda, sol-sosyal demokrat seçmenin oyunun “çantada keklik” olmadığını yazıp söylemiştim…

Bu uyarıda, ne yazık ki tahmin ettiğimden de daha çok haklılık olduğunu görüyorum…

Heyecansız bir seçime doğru yol almaktayız…

Heyecan duymak için bir neden yok…

Buna karşılık, öfke, üzüntü, hayal kırıklığı yaşıyoruz…

Fakat şu anda, bu yazının en zor yerinde, bir an duruyor ve olanca içtenliğimle kendime ve böylece de düşündaşlarıma, arkadaşlarıma soruyorum:

-Öyleyse ne yapmalı, ne yapmalıyız?..

Yanıtım aynı içtenlikte ve açıklıkta olacak:

İlk turda Cumhuriyet Türkiye’si yıkıcısının olabildiğince düşük bir oy oranında kalması için elden gelen yapılmalıdır.

Bunun ilk koşulu da iki elimiz kanda da olsa seçime katılmak ve bu kişi karşısında ikinci tura kalması en olası aday kim ise, onun için oy kullanmaktır…