TAYYİP CİDDEN BÜYÜK TEHLİKE

Geçenlerde kaybettiğimiz Andrew Mango’nun Türkiye’de tanınmış olan Atatürk kitabının giriş bölümü şöyle biter:

“Mustafa Kemal’in doğduğu yıllar Osmanlı İmparatorluğunun çökmekte olduğu çıplak gözle görülemiyordu…..Ama o dönemde yaşayanların endişelenmek için bazı nedenleri vardı.19.yüzyılda yaşamış olan bir Osmanlı ıslahatçı bir gün İstanbul’un tıpkı Paris ya da Londra gibi düzenli ve zengin bir kent olacağını yazmış, ama “bu zevkleri biz tadamayacağız…işin doğrusu bizler herhalde odun, kömür satıp , geçinmeye çalışırken arada kafamızı kaldırıp, üzgün gözlerle kente bakacağız” diye eklemişti. Müslüman Türkler’in beynini kemiren soru ülkenin varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği değil, kendilerinin bu ülke içinde yaşamlarını sürdürüp, sürdüremeyecekleriydi.”

Hemen belirteyim ki, bu satırların Sevgili Nilgün Cerrahloğlu’nun da aynı şekilde dikkatini çekmiş olmasını, bir yazısında okunduğumda çok sevindim.

Sözü edilen reformcu Ziya Paşadır. O kitaba alınan görüşlerini Londra’daki haftalık Hürriyet dergisinin 21. sayısında kasım 1868 de dile getirmişti. Bugün aradan 1,5 yüzyıl, imparatorluğun tarihe karışmasının üstünden de, 92 yıl geçmiştir. Ama, İstanbullu olarak, Ziya Paşa’nın 150 yıl önce dile getirdiği aynı endişeyi taşıyorum.

***

Ben de Ziya Paşa’nın şu endişesini dillendiriyorum:

-İstanbul, bir dünya şehri oluyor,ama orada biz İstanbullu Türkler ne olacağız?

Öyle ya, artık Boğaz’ın tepelerinin “bağış yapan!” Arap şeyhlerine peşkeş çekildiği, onlara saray alanı olan tahsis edildiği, (kalanlar da, onları bu fırsatı sağlayan
“devletlu”nun ikametine tahsis ediliyor, ondan kalan Boğaz sırtlarında, “devletlu” nun türbesine de yer ayrılıyor) Tarabya’nın Arabya olduğu, Ada’ya Arap çıkarmasının gerçekleştiği günlere alıştık. Artık İstanbul’da komşu ülkelerden gelenlerin kentimizin nimetlerinden yararlanmalarının yanı sıra, kendi davranış biçimlerini ve adetlerini de dayatmalarına da bir şey diyemiyoruz.

Suriye’de Tayyip Bey’in mezhep savaşçılarına silah göndererek taraf olduğu savaşın döküntüleri,görüntüleri, sokaklarımızı, alanlarımızı kapladı.

“İstanbul açık şehir” de, bunlara, alışacak, boyun eğecek, “baş üstüne!” diyeceksiniz.
Ama o da yetmiyor!

Artık mezhep savaşcısı, camiileri bile yakmaktan kaçınmayacak kadar gözü dönmüş eli kanlı İŞID militanları, İstanbul Valililiğinin izniyle Ömerli’de açık hava toplantılarıyla Cihat çağrısı yapıyorlar.

Gaziosmanpaşa’da yine Cihat çağrısı yapan İŞID grubu, kendilerine karşı çıkanlara tekbir getirerek, satırla sopayla elektro – şok aletiyle saldırıyor,araçlar ve iş yerleri tahrip ediliyor.

***

Gaziosmanpaşa’da olaylar olurken, devletin kolluk güçleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarını, saldırıya uğrayan insanları korumuyor, tam tersine saldırganlarla birlik olup, İstanbul’un yerli halkının üzerine saldırıyor.

Olayların buralara kadar tırmanmasına, tehlikenin bu boyutlara varmasına neden olan bölgedeki mezhep savaşı, parlamentoya getiriliyor, sınır komşularımızdaki çatışmalara Türkiye’den katılmanın araştırılması isteniyor. 60, evet yanlış okumadınız yazıyla altmış AKP mliletvekili MHP li Sinan Oğan’ın üzerne saldırıyorlar, tekkeme sille tokat gırla gidyor.

Bütün bunlar neden oluyor?

MHP milletvekili Oktay Vural’ın da belirttiği gibi, bütün bunlar, Tayyip Erdoğan’ın hala Musul’daki konsolosluk personelimizi rehin tutan İŞID’ın yandaşı politikasıyla İŞID’ı Türk halkına karşı koruyup kollamasından İŞID’a göz yummanın ötesinde, arka çıkmasından oluyor.

İŞID faaliyet alanlarından biri olarak Türkiye’ye gözüne kestirmiş.

Bu büyük bir tehlikedir.

Ama bundan çok daha büyük tehlike, bu tehdidi defetme makamında İŞID’ın müttefiki Tayyip Erdoğan’ın oturmasıdır.

Bu Tayyip cidden, çok büyük tehlike.