BALKONLAR YERLE BİR!

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Başkan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Seçimi için yürüttüğü kampanyada uzun yıllar unutulmayacak zenginlikte argümanlar sundu.

Üstat 28 Şubat Süreci diye bilinen Yüzyılın Son Askeri Darbesiyle İstanbul Belediye Başkanlığından indirilip, Kırklareli/Pınarhisar Cezaevine konulduğunda “artık muhtar bile olamaz” manşetleri atılmıştı.

O zaman ki Erdoğan çok mazlumdu! Kimseye babalanmıyordu! Sadece uslu çocuk olarak “gider cezamı çekerim” diye ılıman mesajlar veriyordu. Bugün ağız dolusu küfürler ettiği liberal/sol/aydın gazeteciler ise onu savunan yazılar yayımlıyorlardı, Erdoğan’a ve Refah Partisi’ne yapılanlar için…

2002 Genel Seçimleri yapılırken bile Tayyip Erdoğan sandık dışında bırakıldı. Yine bağırıp çağırmadı. Sustu. Bekledi. Zaten onu savunanlar vardı!

Erdoğan’ın bu ılıman-barışçı-demokrat  (gibi) halleri ve gidişleri 2010 Anayasa değişikliği referandumuna kadar sürdü. Sonra artık Türkiye’de siyaset ipten kazıktan kurtulmuş hallere büründü…

Sadece seçim geceleri AKP’nin zafer kutlamaları için balkonlar kaldı. Erdoğan balkonlara çıkıp, “herkesin başbakanı olacağım” gibi kolay telaffuz edilebilen yalanlar söyledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için sürdürdüğü kampanya ise tarihi bir kara defter oluşturdu.

Artık kimseye ihtiyacı kalmamıştı. Askerleri saf dışı bırakmıştı. Kendisinin söylemeye cesaret edemediği türden okkalı yazıları yazanlarla da köprüleri attı. Aklıselim öneren herkes ona ayak bağı oluşturuyordu.

Çevresinde sadece “padişahım çok yaşa” diyenlerden oluşan dar bir çember kalmıştı.

Zaten Erdoğan’ın da soru olarak kabul ettiği yağ damlalığı içinden üç dört adet kalmıştı:

-Efendim ne ile besleniyorsunuz?

Oysa Erdoğan’ın beslenme rejimi hakkında en geniş bilgi Can Dündar’ın Cumhuriyet Gazetesinde yayımladığı “Arkadaşın Babası” adlı yazı dizisinde yer alıyor. Karşısına oturan “gazeteciler”  bir türlü bunları soramıyorlar.

Bu fütursuzlukta devam ederek finale doğru koşuyor. Önüne çıkan her şeyi de yakıp yıkarak… Artık çıkıp da insanları aldatacağı bir balkon da bırakmadı. Halkların Demokratik Partisi Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtlarken verdiği şahane örnekle Erdoğan’ı kendi diliyle vurdu:

-Affedersiniz Başbakan!
 

IŞİD’e Güzelleme!

Başbakan Tayyip Erdoğan “sert söylemli” bir lider olarak biliniyor. Ama gerçekten öyle olmadığını bilenler de var. Mesela askerlerin boruları öterken, generallerin karşısında dersini çalışmamış ilkokul öğrencisi ürkekliğinde çekilen fotoğrafları arşivlerde duruyor.

Kendinden geçtiği anlarda esip gürlerken ABD için, ağzından kaçırdığı sözlere anında yanıt gelince “ya ben sana söylemedim ki..” diye bayrakları indirmesini de unutmamak gerekiyor.

Benzeri bir durum da bugünlerde yaşanıyor. Kendisine, Türkiye vatandaşlarının yüzde 50’sinden daha yakın gördüğü IŞİD adlı Sünni örgüte karşı da diplomatik kibarlığını bozmamaya özen gösteriyor.

Öyle ortalara çıkıp da “Eyyyyy IŞİD….” diyemiyor!..

Çünkü IŞİD şiddet uygulamada Erdoğan’dan daha becerikli!..

O zaman geliyor:

-Eyvallah!

Sorarlarsa yanıtı hazır:

-Ellerinde bulunan rehinelerimizin selameti bakımından…

Korkaklık da cesurluk gibi, cehaletle doğru orantılıdır!
 

Cumhuriyet’in Gazetesi

Cumhuriyet gazetesi 1970’li yıllarda cepte taşınması zor olan bir gazeteydi. Elinde, cebinde Cumhuriyet olan bir vatandaş doğrudan ülkücülerin hedefi haline gelirdi.

1980’lerde ise Askerlerin sahtekar Atatürkçülüğü gazetenin sahibi Nadir Nadi’yi ideolojisinden istifa ettirmişti:

“Ben Atatürkçü Değilim!”

Bu başlıkla kitap yayımlamıştı Nadir Bey…

Türkiye’nin yumuşak karnı İnsan Hakları ihlalleri 1980’lerde Celal Başlangıç’ın haber-röportajlarıyla Cumhuriyet’i yüceltmişti.

Tayyip Erdoğan ve AKP ile birlikte Cumhuriyet başka bir yere yöneldi. İnsan hakları yerine devletin hakları öne geçti!

Oysa Cumhuriyet gerek içerik olarak gerek biçim olarak Türkiye’de en iyi gazete olma niteliğini her zaman koruya gelmiştir.

Gazeteye yeni-yeniden katılan değerli meslektaşlarla Cumhuriyet 1970’ler ve 80’lerdeki özelliğine yeniden kavuştu. Can Dündar’ın yazı dizisi AKP ve Erdoğan’ın iktidarda neler çevirdiğini gayet net olarak gözler önüne serdi.

Cumhuriyet yeniden eski okurlarıyla buluşma yolunda hızla ilerleyecek gibi görünüyor.