BEKTAŞİ’NİN SEÇİMİ

“Elma mı yesem, ayva mı, armut mu?” dediğiniz an, bir seçim yapmak durumundasınız.

Yani önce ortada birden çok seçenek gerekli. Yoksa önünüzdeki tabakta yalnız elma varsa, seçme şansınız olmayacak bile… 
Diyelim seçim yapmak durumundasınız. Elde seçenek olması da yetmez. Her bir seçeneği tek tek bilmek, tanımak zorundasınız…

Elmanın, armudun ve ayvanın tadını bileceksiniz. Tadından gayrı, fiyatını bileceksiniz.

Çürük mü, ham mı, olgun mu diye tartacaksınız… Seçeneklerin özelliklerini, niteliklerini bilmek de yetmez… 
Seçim yapabilmek için kendinizi de tanımanız gerek. 
Armuda alerjiniz olabilir. Bakalım mideniz ayvayı hazmedebiliyor mu? Cebinizde elma alabilecek kadar paranız var mı? En çok neye gereksinmeniz var; beslenmeye mi, bir anlık geçici tada mı? 
Bunları bildikten sonra “Eh artık seçimi yapabilirim” diyorsanız, yanılıyorsunuz.

Diyelim siz armudu seçmeye meyillisiniz ama ya evde çocukların elmaya ihtiyacı varsa?

Demek çevrenizi de tanımak zorundasınız. 
Bir seçim yapabilmek için, seçenekleri, kendinizi, çevrenizi, ama en çok ve en çok, içinde yaşamak istediğiniz toplumu ve yaşamı bilmek zorundasınız… (…) 
Önemli olan, seçim yaparken kendinizi de seçtiğiniz…

Kendinizi de seçtiğinizi bilmeniz… 
Kendinizi doğrudan, iyiden, güzelden, yarından yana seçmeniz dileğiyle…

***

Sevgili okurlar, 
Şu yukarıdaki satırları 13 Kasım 1982’de yazmışım. Yazımın tümünden kısa bir bölümü aldım… 
O hafta 12 Eylül faşist cuntasının hazırladığı anayasa referandumu vardı. Evren ve arkadaşları tehditler yağdırarak anayasaya “Evet” denmesini; “Hayır” diyenlerin vatan haini olduklarını haykırıp duruyordu. Bir yanda seçim yasakları, öte yanda dönemin genel baskısı… Ben de çareyi elmalara, armutlara sığınmakta bulmuştum… 
Neyse ki bugün 12 Eylül faşizmini değil, “ileri demokrasi”yi yaşamaktayız. (!) Ve bugün yine bir seçim yapmak durumundayız. Elmalara armutlara sığınmaya gerek yok. Ben en iyisi “Arcadia” şaraplarını üreten arkadaşım Özcan Arca’dan çok sık duyduğum şu Bektaşi fıkrasıyla yazıyı bitireyim.

***

Canlar bir araya toplanmışlar, demlenecekler… Ortaya iki testi “Kızıl Deli” koymuşlar…

“Kızıl Deli” dediğim şarap, başka bir şey değil. 
İçlerinden en yaşlı olanına dönüp demişler ki: “Erenler, sen anlarsın şarabın hangisinin iyi olduğunu. Şunları bir tat da hangisi daha iyiyse bize söyle…” 
Yaşlı Bektaşi, almış testinin birini, kadehini doldurmuş, tatmış şarabı… Dönmüş gençlere, “öteki” demiş. 
Gençler şaşırmış: “Nasıl olur, daha ötekini tatmadın ki…” 
Durup çevresindeki herkese gönül gözüyle baktıktan sonra, “Öteki” demiş Bektaşi, “Bundan kötü olamaz.”