SEÇİM

Ne zaman seçim konusu gündeme otursa aklıma hep şu tümce geliyor:

-Seçmek vazgeçmektir.

Özellikle, bir sürü seçeneğin söz konusu olduğu hallerde birini seçmek, öbürlerinden vazgeçmek anlamını taşımıyor mu?

Çeşitli seçenekler söz konusu olduğunda, bir şeyi seçerken, bir çoğundan da vazgeçmiş olmuyor muyuz?

Dilimizde kullanılan deyim olaya pek de öyle yaklaşmadığımızı ortaya koyuyor. Öyle ya, “seçip bıraktım” demeyiz , “seçip aldım” deriz.

Seçimin aynı zamanda bir vazgeçme olduğunu, çok erken yaşlarımda, yaşayarak gördüm.

Galatsaray’ın ilkokulunda yatılı okurken, çarşamba günleri öğleden sonranın, ders olmayan saatleri öğrenci yakınlarının ziyaretlerine ayrılmıştı. Öğrenciler, ziyaretçilerini sınıfta, prensipte, derslerini tekrarlayarak veya kitap okuyarak beklerlerdi. Ziyaretçisi gelenin ismi okunur, o da sınıftan çıkarak, 
yakınını görmeye giderdi.

Benim çarşamba ziyaretçim, annem işte, anneannem o mevsimde Eskişehir’de olduğundan, babaannem olurdu.

Babaannem hemen hemen her çarşamba, elinde yiyecekler ki, aralarında yeşil Ankara Armutları mutlaka bulunurdu, ziyaretime gelirdi.

***

Adım okunup sınıftan çıkarken sevinçten uçardım. Hemen babaanneme sarılır öper, elindekileri alır bir yere koyar, sonra iki üç cümleyi geçmeyen diyaloğumuzu başlatırdım:


-Nasılsın babaanne?

Söyleşimiz çabuk tükenirdi. Ondan sonra gözüm benim gibi büyükleri gelmiş olan arkadaşlarıma kayardı. Onlar koşup oynamakta olurlardı. Ben de babaanneme gülümseyerek seslenirdim:

-Babaanne sen otur! ben şimdi geliyorum!

Ve hemen uzaklaşır oynayanlara karışırdım.

Sonra ne babaannemden ne de oyundan vazgeçer, bir oraya bir buraya seğirtir durur, arada bir de babaannemin yanına gider ve nefes nefese uyarırdım:

-Sen otur sakın gitme emi babaanne!, Ben şimdi geliyorum.

Durum çoğu arkadaşım için aynıydı. Onlar da bir türlü seçmeyi becerememiş konumda olurlardı.

Seçmek gerektiğini öğrendiğimde ise, artık ne babaannem kalmıştı, ne de çocukluk yıllarım.

Ondan sonra hep seçip, seçimlerimizin toplamı olan yaşamın gereğini yerine getirdim veya öyle sandım.

Seçimin temeli özgür iradeyle, bilerek, isteyerek yapılan bir tercih olmasıdır. Yoksa dayatılan tercihler durumunda gerçek bir seçim söz konusu değildir.

Seçimin ön koşulları olan özgür irade ile bilerek yapılması zorunluluğu, seçimlerimizin gerçekte ne kadarının zorlama olduğu sorusunu da getiriyor gündeme.

***

Seçim olgusu üzerinde uzun düşündüğümüz zaman, gerçekten özgür seçimlerin var olup olmadığı konusunda ciddi tereddütlere düşmek kaçınılmazdır.

Gerçekten özgür seçimin olmadığını söylemek çok yanlış olmasa gerek.

Her şeyden önce, seçim için önümüze bütün seçenekler sunulmuş mudur? Eğer değilse, yalnızca bize sunulanların arasından ehven-i şeri seçmek durumundayız demektir ki, bu da gerçek bir özgür seçim değildir.

Seçeneklerin hepsinin sunulması halinde de, bunlarla ilgili gerçeklerin bilinmesi de değerlendirmenin sağlıklılığı açısından zorunlu. Acaba bütün seçimlerimizde, seçeneklerle ilgili tüm verilere sahip miyiz?

Onların hepsine sahip olsak da, verileri değerlendirecek bilgiye de sahip olmak gerekir.

Ona sahip olmayan, yeterince bilgisi olmadığı halde düşüncesi olan insanların toplumunda sağlıklı seçimden söz edilebilir mi?

Özgür seçimin mümkün olup olmadığı konusundaki tereddütlerimiz bizi seçimden vazgeçirirse, felsefe eşeğinin akıbetine uğramak kaçınılmazdır. Felsefe eşeği, çok aç ve çok susuz olup, bir kova su ile bir balya samanın tam ortasında kalan ve önce hangisinden başlayacağına karar veremediğinden ölen yaratıktır.

Akıbetimizin ona benzememesi için mutlaka seçim yapmamız şart.

Demek ki, seçim kaderdir.

Ve kaderimizi belirleyen de seçimimizdir, özgür irademiz olsa da olmasa da…