BATARKEN GÜNEŞ

Politika, toplum yaşamına yön vermek amacıyla kural belirlemek ve kabul ettirmek zanaatı olup, zaten tanımı gereği kendisinden başkasına, temsil ettiği insan topluluğuna, ülkeye hizmet mesleğidir.

Dolayısıyla bir ideal, inanç ve ahlak sahibi olmayı, daha da önemlisi, savunduğu insan topluluğunun iyiliği, geleceği için kişisel çıkarlarını feda edebilmek; doğruluğuna inandığı düşünceleri savunmak için de cesaret gerektirir.

Oysa Türkiye’de politika, çok uzun yıllardan beri ve politikayı meslek olarak benimsemişlerin ezici çoğunluğu tarafından "nepotizm" haline dönüştürülmüş; yani merkeze hısım akraba kayırmacılığın yerleştiği bir çıkar dayanışması olarak algılanmaktadır.

İşin kötüsü, politikanın bir çıkar dayanışması olduğu algısı toplumda bırakın tepki yaratmayı, düpedüz kabul görmüş; bal tutanın parmağını yalamasını ve suyun başını tutanın kovasını en çok doldurmasını onaylayan bu toplumsal kabul, iktidar mücadelesinin anlamını değiştirmiş, amacını saptırmıştır.

Bu ülkede topluma hizmet, çok uzun yıllardan beri muhterislerin ihtiras artıklarından beslenen takımların sıra savaşında reklam spotu.

***

İktidar mücadelesi, çok uzun yıllardan beri suyun başını ve bal tutmak için verilmekte, koltuğu kapan kovasını ve parmağını koltuklayan taraftar halkalarına, merkezden dışa doğru azalan oranlarda talandan pay dağıtmakta. Muhalefet de -hala inandıkları ülkü ve ilkeler için mücadele eden az sayıdaki dürüst dışında- kendi takım ve saflarını suyun başına taşıyacak dalgayı beklerken, iktidardan nemalanan karşı takıma bakıp gıptayla yutkunmakta.

Bu ülkeyi 12 yıldır kimlerin nasıl soyup kimlere neleri peşkeş çektiğini bilen sizler, kuşkusuz iktidar hakkında söylediklerime katılırsınız. Ama aranızda, muhalefete ilişkin yorumumu acımasız bulanlar da vardır.

Oysa ileri sürdüğüm acı gerçeği, muhalefetin cevabını veremeyeceği çok basit ve zaten ikincisinden öteye kimsenin de sormadığı, sormayı bile düşünmediği birkaç soruyla kanıtlayabilirim.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde "cumhurbaşkanı değil, rejim seçiliyor" diye oy isteyen CHP ve MHP, horgörür İslamcı Erdoğan’ın karşısına hoşgörür İslamcı İhsanoğlu’nu çıkarmakla mı laik cumhuriyet rejimini savunmuşlardır?

Zaten ırzına geçilmiş laikliği koyun bir yana.

***

Seküler bir demokraside boğazına kadar yolsuz, nepotist ve yalancı olup dini politikaya alet eden bir başbakan, bu suçlarından ötürü Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ya da her neyse, "hakiki dindar olmamak"la itham edilirken neyin propagandası yapılmaktadır? Ahlaksızlığı herhangi bir dine yakıştırmamak, ahlakı dinle bütünleştirmek değil midir?

Seçmenlerinden tatillerini yarıda kesip benimsemedikleri bir çatı adaya oy vermek fedakarlığı talep eden muhalefet, iktidara karşı rejimi savunmak için hangi parlamenter ayrıcalıklarından, sosyal haklarından fedakarlık edebilmiş, "Bu oyuna alet olmayacağım, vurur kapıyı, hakkını koruyamadığım, vekili olarak iradesini temsil edemediğim milletimin bağrına dönerim!" diyebilmiştir?

Seçmeninin hiç bir hakkını, zaten hukuku da koruyamayan ve parlamentodaki varlığı demokrasinin çatır çatır yıkılmasına, cumhuriyetin tüm kalelerinin düşmesine, ülkenin haraç mezat satılmasına acz içinde seyirci kalmaktan ibaret parlamenter muhalefet; elbette 2007’den beri tüm seçimlerin tatillerde yapılmasını da kabullenmiştir. Hiç bir muhalefet partisi de çıkıp, "Dünyanın hiç bir ülkesinde tatil aylarında seçim yapılmaz. Boykot ederiz!" resti çekmemiştir.

***

Ama kendilerinin vekillikte yapmadığı fedakarlığı arsızca milletten bekleyebilmiş; kendilerinin boykot etmesi gereken ağustos ayında cumhurbaşkanlığı seçimlerini, üstelik tatilden çok muhalif aday içlerine sinmediği için boykot eden seçmeni suçlamak densizliğini de göstermişlerdir!

Çünkü Türkiye’de politika, çok uzun zamandan beri ilkelerin, ülkülerin değil arsaların, parsaların paylaşım mücadelesidir.

Ya bir avuç hala ilkeli, hala idealleri olan politikacılar hiç olmazsa muhalefet partilerini asıl görevleri çerçevesinde yeniden yapılandıracak, ya da iktidardaki islamcı despota karşı despot olmayan islamcıdan başka alternatif bulamayanların Türkiye’si batacak.

Politikada her hata, bir suçtur.
Eugène Chatelain

"G" NOKTASI

ARGUVAN TÜRKÜLERİ

Gezer dilden dillere
candan cana geçerler
hiçbir kitapta yazmaz
Arguvan türküleri
yollarda yoldaş olur
kimsesiz yolculara
bırakmaz yiğitleri
yoksulların kardeşi
Arguvan türküleri
karanlıkta ışırlar
kıskanır tüm yıldızlar
Yunus Emre bir yanda
bir yanda Mevlana
başlarında
Hünkar Hacı Bektaş-i Veli
Pir Sultan söyletir
Arguvan Türküleri
Aşık Kadri geç kaldın
varamadın menzile
yıkma hayallerini
artık başka sefere
zalimlerin korkusu mazlumların umudu
ölüme meydan okur
Arguvan türküleri

A.KADRİ ERGİN