ERDOĞAN VE POPÜLİZM

2003 yılından beri Başbakanlık koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan artık Cumhurbaşkanı. Bagajı ise hayli yüklü: Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırma, hukuksuzluk, demokrasiden uzaklaşma, “ötekileştirme”, medya üzerinde baskı kurma… 
Halk ilk kez Cumhurbaşkanı’nı seçmek için sandığa gitti ve görüldü ki bunların hiçbiri AKP seçmeninin kararında etkili olmuyor. Artık kemikleşmiş bir 21 milyon seçmen Erdoğan’ın ağzından ne çıksa doğru kabul ediyor, ne derse yapıyor. 
Erdoğan güçlü bir siyasetçi.

Popülizmi ana eksenine almış doludizgin ilerliyor. Hem kendi partisi AKP’yi, hem de ülkeyi istediği gibi idare ediyor. AKP zaten biat partisi. Farklı ses çıkaranlar derhal ayıklanıyor. AKP dışındaki partilerin daha doğrusu CHP ve MHP’nin basiretsizliği, fırsatları değerlendirememesi, örgütsüzlüğü de Erdoğan’ın ekmeğine yıllardır yağ sürüyor. Bu yüzden Erdoğan’ın karşısında doğru muhalefet yapabilmek son derece önemli. Bunun için de öncelikle yıllardır sürdürdüğü politikayı doğru okumak gerekiyor.


Prof. Jan-Werner Mueller’in Project Syndicate’de yayımlanan “Erdoğan ve Popülizmin Paradoksu” adlı makalesi bu açıdan aydınlatıcı. Ben de bu yüzden kendi yazımın başlığına aldım. Mueller, siyaset bilimci. Princeton Üniversitesi’nde ders veriyor.

Türkçeye Anayasal Yurtseverlik adıyla çevrilen bir kitabı var. Mueller, Erdoğan’ı popülist bir lider olarak tanımlıyor. Yıllar içinde hiç duraklamadan devlet ve medya üzerindeki hâkimiyetini artıran ve bu süreç zarfında kendisine yönelik tüm eleştiri ve tepkileri şeytanlaştıran (ki buna eski müttefiki Fethullah Gülen ve Cemaati de dahil)… 
Mueller, Erdoğan’ın tıpkı dünyadaki diğer popülist liderler gibi ezilmişin, yoksulun, dışlanmışın hakkını koruma vaadiyle iktidara geldiğini belirtiyor. Bunun yaparken de yıllar içinde devleti, sanki kendi partisinin bir uzantısıymış gibi yeniden yapılandırdığını ve kaynaklarını kendi politikaları doğrultusunda kullandığını vurguluyor. 
Peki, bizlerin yolsuzluk olarak tanımladığımız tüm olaylar, 17 Aralık operasyonu, tapelerin ortalığa dökülmesi, bakanlar ve bakan çocuklarının işadamları ile ilişkileri, ayakkabı kutularındaki milyonlar ve diğer tüm kirli gizli işler neden Erdoğan’ın tahtını pek de fazla sarsmadı?


“Popülist lider, halkı sadece kendisinin temsil ettiğini iddia eden ve diğer siyasi rakiplerinin benzer iddialarının asılsız olduğunu sürekli vurgulayan bir siyasetçidir” diyor Mueller ve Erdoğan’ın kampanyasını “Milli İrade, Milli Güç” sloganı üzerine kurmasını, kendini “Milletin Adamı” olarak tanımlamasını “Bu algıyı sürekli olarak pekiştirmek için” yapıldığını belirtiyor. Ve ekliyor: “Popülist lider politikalarını halkı kutuplaştırmak üzerine oluşturur, insanları ahlaklılar ve ahlaksızlar ya da hainler diye ikiye ayırır.” 
Bir popülist liderin gözünde meşru muhalefet gibi bir unsur yoktur. Muhalefet etmenin temel bir hak olduğunu kabul etmez. Lidere muhalefet eden, karşı çıkan otomatik olarak halkın da karşısındadır. Ve bu mantığa göre halkın karşısında olanlar halkın bir parçası olamazlar.

Böyle bakıldığında geçen seneki Gezi eylemcilerine yönelik tavrı ve yönettiği suçlamaların tarzı konuyu daha da açıklığa kavuşturuyor. 
Cumhurbaşkanlığı adaylığı açıklandığında yaptığı konuşmada da aynı vurguyu yapmıştı: “SİZ KİMSİNİZ? Bize tepeden bakma, bize kibirle bakma cüretini nereden buluyorsunuz? Size bu hakkı kim veriyor? BİZ HALKIZ.” 
Mueller ile devam edelim… 
Popülist partiler devleti büyük hevesle sömürgeleştirirler. Eğer bir parti gerçekten halkı temsil ediyorsa neden devlet halk için bir araç haline gelmesin? Ve eğer popülistler yeni bir anayasa hazırlama olanağını bulmuşlarsa neden bu fırsatı değerlendirip kendilerine yönelebilecek tüm muhalefeti (ki bunlar popülist parti tarafından halkın düşmanları olarak tanımlanır hatta kimi zaman daha da ileri giderek yabancı casuslar denir) etkisiz hale getirecek düzenlemeler yapmasınlar? Popülist hükümetlerin “kadrolaşma ve yolsuzluk” gibi icraatları bu yüzden seçmenlerinin oylarının pek etkilemiyor. Aksine bu tarz icraatlar ahlaki olarak tanımlanan “biz” algısını pekiştiriyor. “Bizim” için yapıyor…
Mueller yazısını önemli bir saptama ile bitiriyor: Popülist hükümetlerin yolsuzluk ve benzeri hukuksuzluklarını gözler önüne sererek onların oylarının eriyeceğini sanmak abesle iştigalden başka bir şey değildir.

Yapılması gereken; insanlara sabırla, demokratik hesap verilebilirliğin olmamasının, işlevsiz bürokrasinin, hukukun üstünlüğünün erozyona uğramasının uzun dönemde kendilerine ve tüm halka zarar vereceğini anlatmaktır. 
Peki, bunu kim yapacak? Nasıl yapacak? Devamı haftaya…