NERESİNDEN BAKALIM?

Elinizde tanıdığınız hiçbir şeye benzemeyen bir nesne bulunduğunu düşünün.
Daha doğrusu her evirip çevirişinizde başka bir şeye benziyor. Yani,neye benzediği neresinden baktığınıza bağlı. Deve ve kuş ikileminden farklı bir şey bu. Çünkü orada iki seçenek söz konusu. Burada ise neredeyse sayısız seçenekle karşı karşıyasınız…

Cumhurbaşkanlığı Seçimi denilen şeyden söz ettiğimi anladınız. İyisi mi ben konuya neresinden baktığımı özetlemeye çalışayım…

***

Çatı adayının seçilme yöntemi doğru mu yanlış mı?

“Komplo teorileri”ni bir yana bırakarak yanıtlayacak olursak, bu yöntemde yanlışlıklar, en azından özensizlikler olduğu ortada.

Çatı adayının kendisi doğru bir seçim mi?

Neresinden baktığınıza bağlı…

Saygın kişiliğine karşın sol-sosyal demokrat seçmende heyecan yaratamadı.

Bunun olabilmesi için, kurtuluş savaşı komutanının asker kişiliğinden daha çok aydınlanmacı kimliğini vurgulaması yeterli olabilirdi…

Yapmadı, ya da yapamadı…

Merkezdeki,sağdaki seçmende de çok fazla, hatta belki hiç ilgi uyandıramadığı görüldü. Aldığı oyların çok büyük çoğunlukla sol-sosyal demokrat oylar olduğu yeterince ortada.

Bu bakımdan, çatı adayının kendisinin de doğru bir seçim olmadığı görülüyor.

CHP ve MHP’nin ve sözüm ona destek veren öteki partilerin tanıtım için gerekeni yapmadıklarını da göz ardı etmeyelim.

***

Çatı adayı olgusu doğru bir yöntem miydi?

Bu da neresinden baktığınıza bağlı…

İki büyük muhalefet partisinin bir eylem ortaklığında buluşmasını ben kendi payıma önemsiyorum.

Fakat görünen o ki bu buluşma gerçekten de “çatı”da oldu, tabana inmedi, inemedi…

Peki, inebilir miydi, inebilir mi?

Ayrı ve bence hem yakın hem uzak ileriye dönük olarak çok daha önemli bir konu…

Bunun ötesinde, paragraf başındaki soruyu tekrarlayalım, yöntem doğru muydu?

Bence, seçim yeterince doğru olsa ve tanıtım için gerekenler yapılsa, yanlış bir yöntem değildi…

Büyük olasılıkla, hatta kesinliğe yakın bir olasılıkla ikinci tura kalınacak, bambaşka bir seçim süreci ve sonrası yaşanacaktı…

***

Elimizdeki nesneyi evirip çevirerek düşünmeyi sürdürelim…

Sayın İhsanoğlu sonuca ilişkin olarak “galip sayılır bu yolda mağlup” dedi. Ben bu özdeyişi kendisi adına doğruluyorum. Herkesin görüp kabul ettiği gibi, en eşitsiz koşullarda efendice yarıştı. Böyle bir ortamda, böyle bir durumda böyle bir adaylığı kabul etmeyi göze almak bile bana kalırsa bir özveridir. Şimdi ben, bu çok bilinen özdeyişi tersine çevirerek; çağdaş, laik, büyük Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanlığına(seçime katılanların yüzde ellisinin az üstünde, genel seçmen sayısının yüzde otuzlarında bir oy oranıyla)seçilen kişi için kullanacağım: Yani, “mağlup sayılır bu yolda galip…”

Neden mi?

Bir kez, eşitsiz, utanç verici bir seçim süreci sonucunda bulunduğu konumu elde etmiş oldu.

İnsanların da, toplumların da yaşamında başarı her şey demek değildir…

Zedelenmiş, çiğnenmiş ahlâk ve vicdan değerleri, siz farkında olmasanız, görmezden gelseniz de peşinizi bırakmaz, hesap sorar…

Pratik sonuçlar olarak ise, bundan böyle bulunacağı konumnda ona buna sataşarak ağzını bozamayacak. Başbakan(yürütmenin başı) olarak uyguladığı despotik yöntemi uygulamasına oradaki yasal konum izin vermeyecek. Bunlardan vazgeçebildiği ölçüde de karizması çizilecek, parti içinde etkinliği azalacak, AKP’nin kaçınılmaz parçalanma süreci hızlanacak… Vazgeçemediği ölçüde ise, toplumdaki saygınlığı daha da sıfırlanacak ve suçluluk dosyası çok daha ağırlaşacak.

Fakat bütün bunlar kendiliğinden olmayacak…

Şimdi bütün bir toplumca sımsıkı durma, Türkiye Cumhuriyetinin kimliğini, öz değerlerini, gelecek kuşakların güvencesini korumak için çok daha dikkatli, sorumlu, kararlı, cesur ve ilkeli olma zamanıdır…

Seçim sonuçlarını tartışma sarmalında kaybolmayıp, bir de böyle bakalım…