DİKENSİZ GÜL OLMAZMIŞ!

İhanet yolculuğuna dört kafadar birlikte çıkmışlardı: Abdullah Gül, Bülent Arınç Abdüllatif Şener ve Tayyip Erdoğan.

Aslında, her ne kadar öyle olduğunu söyleyenler olsa da hareketi ihanet olarak nitelemek pek de doğru olmasa gerek.

Gerçekte değişen koşullarla gelen fırsatı değerlendirmek için yeni bir yola girmeye karar verenlerin pirleriyle yolları ayrılıyordu.

Siyasette, değişen koşullara ayak uyduranlar ayakta kalıyor, rüzgarı arkasına alıp, yelkenini dolduranlar yol alıyordu.

Değişen koşullara ayak uyduran dört kişinin içinde biri, rüzgarı iyice arkasına almış, seçmen profiline en uygun afiye sahip Tayyip Erdoğan yelkenlerini doldurdukça doldurmuş alınabilecek bütün yolları almıştı.

Başlarda dörtlü birlikte yürüyorlar, aralarında en ufak bir çatlağın belirlemesine meydan vermiyorlardı.

Siyasetin yapısını bilenler bu ahengin geçici olduğunu farkındaydılar.

İçlerinden biri sivrilecek öbürlerini ya silecek ya da sindirecekti.

Sivrilen Tayyip oldu. Sivrildikçe sivrildi, egosu da şiştikçe şişti. O hale geldi ki, kendisine yetecek makam bulunamaz oldu.

Diğer üçlünün arasından ilk kopan, Abdullatif Şener oldu.Tayyip’in bulunduğu yerden bakınca bir anlamda, kendi kendini tasfiye etti.

***

Onun dışında üçlü, yoluna firesiz devam ediyor görünüyordu. 2007 yılında, Abdullah Gül’ün, bir ölçüde Arınç’ın da telkiniyle, Çankaya’ya çıkmasında da işler aksaksız yürümüştü, ya da öyle görünmüştü.

Ama üçlüden biri yürüdükçe yürüyor, büyüdükçe büyüyordu. Sacayağının ayaklarından biri öylesine büyüyordu ki, ikisinin işlevleri kalmamıştı.

Artık saygı, birlik, kardeşlik, dayanışma lafta kalmıştı, daha doğrusu Tayyip bütün bunları aşmış üstüne çıkmıştı.

Arınç, üç dönem engeliyle tasfiye edilecekti. Gül de Çankaya dönüşü Anayasa’yı ve yasaları zorlayan bir formülle kenara itilecekti.

Çankaya’daki son davet, tek adamın ortak tanımazlığının resmen tescili töreniydi.

Tayyip Bey’in yolunda, dikenli de olsa dikensiz de, Gül’e yer yoktu.

Kaldı ki, Abdullah Bey ne denli dikkatli davranırsa davransın, eşi Hayrinüsa Hanım sert çıkışıyla, şarkıda da belirtilen gerçeği bir kez daha kanıtladı: “Dikensiz Gül Olmazmış”.

Hayrinüsa Hanım “intifada” başlatacağını da ilan ettiğine göre ciddi bir diken durumu var demekti. Kaldı ki, dikensiz bir süs gülü olmayı sindirse bile Abdullah Gül’e yer yoktu.

Yarın öbür gün ne olur ne biter kim bilebilirdi ki?…

Yola birlikte çıkan dört arkadaştan üçü tasfiye oldular.

Siyasetin yapısını bilenler bunu hiç de yadırgamadılar.

***

Asıl yadırganacak olan halinden şekvacı Gül’ün tutumu. O hala partinin kuruculuğunda dört arkadaş döneminde kalmış, oysa aradan geçen zamanda şartlar öyle değişti, Tayyip öylesine gelişti ki…

Artık Tayyip rakipsizdir ve siyasette bu durumda olanlar yola birlikte çıktıklarını, uygun bir yerlerde ekerler.

Bu genel kuralın kurbanı oldu Gül.

Peki durumu kabul etmez, başkaldırırsa şansı var mı?

Bugün için öyle bir olasılık güçlü görünmüyor. Baş kaldırmak prim vaat etmiyor.

Ama siyaset sahnesi koşulların hızla değiştiği bir arenadır.

Siyasetin altın bir kuralı vardır:

Yalnız, ölüler dönmez.

Bu kurala göre, herkese geri dönme fırsatı doğar.

Bu kuralı bilen siyasetçi, bir kenarda siper alır bekler.

Yarın ne olacağı belli mi olur? Önemli olan şartlar olgunlaştığında hazır olmak.

Abdullah Bey bu gerçeği bilirse, sabırla hünerle bekleyebilir, şartları iyi değerlendirebilirse, ne olacağını kim bilebilir ki?

Bu öyküyü izlerken, ölçüt olarak, siyasetin doğasının gözlüğünü takarsanız, gördüklerinize, göreceklerinize şaşırmazsınız.