GÜL GİBİ GEÇİNİRKEN…

Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile AKP bir dönemin sonuna geldi. Belki de kendi sonuna!..
Partinin ilk yıllarından bugünlere doğru bakınca her şeyin ne kadar değiştiği gayet net olarak görülebiliyor.

Tayyip Erdoğan ilk yıllarında bir arada göründüğü ne kadar kişi, kurum, kuruluş, teşkilat, cemaat, yazar, çizer, okur, yazar varsa hepsiyle birer ikişer köprüleri attı!

Kendisine “biraz yavaş gitsen…” diyen dostlarının uyarılarını bile ağır hakaret saydı.

Önce sol-liberal aydınlar ile yollarını ayırdı. Sonra AKP’nin “kontrol kulesi” pozisyonundaki Cemaat’i düşman ilan etti. Yetmedi, parti içinde olup da aklı-selim gibi görünmek isteyenleri de silip attı!

En sonun da 2007’de “Kardeşim” diyerek Çankaya’ya uğurladığı partinin iki numaralı adamı Abdullah Gül’e de Ankara Dış Kapı semtinde bir ikametgâh takdim etti: Gül’e güle dedi!

Erdoğan hem iç hem de dış müttefikleriyle arasını bozdu. İçersi o kadar önemli değil de, dış bağlantılar sağlam koltuklar bakımından dikkate alınması gereken öneme sahiptir.

Henüz Cumhurbaşkanlığı devir-teslim töreni yapılmadı. Ama ortalık toz duman!

Abdullah Gül’e AKP’de siyasete devam etme konusunda imkan tanınmadı. Bu yüzden de şimdiye kadar hiç sesi çıkmayan –makam olarak-Türkiye’nin Birinci Kadını kabul edilen, Hayrünnisa Gül gayet açık ve net ifade etti ki, bir isyan başlatacak!

Peki bu isyan kime karşı olacak?

Her halde CHP’ye, HDP’ye, sosyalist sola, Gezi Parkı Direnişçilerine karşı değil?

Etkili olabilir mi?

Biraz zor!

Çünkü Abdullah Gül’ün geçmişten günümüze uzanan siyasi mücadele çizgisinde, büyük köşeli çıkışlar yok. O hep orta yolda ilerler gibi yaparak güçlü olanın yanında, yöresinde kalmayı seçti.

Dile kolay tam 7 yıl oturdu Çankaya’da… İktidarın hukuksuzluk, adaletsizlik dolu uygulamalarından hangisine karşı çıkıp da dik duruş sergiledi? Üniversitelerde en fazla oyu alan rektör yerine yarısı kadar oy almış olsa da 2. ya da 3. sıradakileri atamadı mı?

Abdullah Gül’den alternatif bir İslamcı parti çıkmaz… Ancak böylesi bir potansiyelin varlığı da inkâr edilemez.

AKP’nin dikişleri atmaya başladı!

Bir başka anlatımla, eskiden çocukların saklambaç oynarken, oyunun sona erdiğini anlatan bir ağızdan haykırdıkları nakarat her yeri çınlatıyor:

-Çanak çömlek patladı!
 

Sapanca’da define avcılığı!

 
Bu yıl yaşanan kuraklık pek çok dereyi kuruttu. Büyük göl havzaları da belediyelerin hoyratça su çekmesiyle dibini gösterdiler. Bunlardan biri de Sapanca Gölü… Suları azaldığı için iskeleler, konut iskeleti gibi yukarılarda kaldılar.

İnsan gölün kuruduğuna üzülebilir, kahredebilir, hatta kızıp buna sebep olanlara küfür bile edebilir. Ama, suları azalmış gölden para kazanmayı deneyebilir mi?

Burası Türkiye ise böyle şeyler normal kabul edilebiliyor. Sapanca’nın suları çekilince ortada bir ada meydana gelmiş. Üzerinde de tarihi bir yapı bulunuyor. Vatandaşlar hemen bu bölgeye gelip, eski yapının altını üstene getirmişler. Büyük bir olasılıkla zeytinyağı veya su küplerini kırarak içinde define aramışlar!!!

Geçen yıl ABD’de çekilen “Hayvan Dedektifleri” adlı seri belgeselde benzer bir durum ortaya çıkmıştı. Kuraklık yüzünden iki basketbol sahası büyüklüğündeki gölcüğün suları çekilmiş üç dört metre çapında minik bir havuz kalmıştı. İçinde boyları birer metreyi iki adet dev tatlı su balığı vardı. Artık hareket edecek yerleri kalmadığından çevrede yaşayanlar tarafından fark edildiler. Hemen başına üşüşüp “şunları yakalayıp bir güzel pişirelim” diye düşünen hiç olmadı. Telefonlara sarılıp Hayvan Dedektiflerini aradılar.

Kalabalık bir ekip geldi, iki dev balığı özenle bulundukları çamur deryasından çıkartıp seyyar havuza aldılar. Gölcüğün suları yeniden yükseldiğinde de getirip buraya bırakacaklarını söyleyerek uzaklaştılar!

Hiç merak ediyor musunuz, Sapanca’daki define avcılığı ruhu acaba bu balıkları ne yapardı?