20 YIL SONRA YİNE SUSUN!

Zaman 1994’ün ilk yarısı… 1991’de “Konuşan Türkiye” sloganı iktidara gelen Süleyman Demirel, 7. kez geldiği başbakanlıktan sonra 9. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Çankaya’ya çıkmıştı.

Bu güzel gelişmenin ardından “Konuşan Türkiye” de sadece devletin güçlü sesi çıkıyordu:

-Susun ulan!

Değerli akademisyen Doç. Dr. Fikret Başkaya yazdığı “Paradigmanın İflası” adlı kitabı yüzünden yeni çıkartılan Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) ilgili maddesine göre 20 ay hapis cezası almıştı!

Fikret Hoca ile aynı kaderi paylaşan Petrol-İş Başkanı Münir Ceylan da aynı şekilde yaptığı bir konuşma yüzünden TMK’nın tırpanına denk gelmişti. Her ikisi de kesinleşmiş cezaları nedeniyle kısa süre sonra hapse gireceklerdi.

O dönemde Milliyet’te Tatil Sohbeti adlı sayfa ifade özgürlüğünün kurbanlarına ayrılmıştı:
“Konuşan Türkiye Gazileri!”

Bu ortak söyleşi 6 Şubat 1994 Pazar günü yayınlanmıştı. Aradan bir hafta on gün geçmemişti ki, her ikisi de hapishanenin yolunu tuttu. Fikret Başkaya Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne getirildi, İsmail Beşikçi’nin de bulunduğu 5. Koğuşa konuldu.

Aradan tam 20 yıl geçti. Fikret Başkaya ile yeniden bir araya geldik. O söyleşiden sonra girdiği Ulucanlar Cezaevinin 5. Koğuşunda buluştuk. Önümüzde 20 yıl önceki Milliyet olduğu halde İZ TV’de Yakın Tarih kuşağı için çekimlerine başladığımız yeni belgesel hakkında konuştuk.

Kanlı karanlık bir geçmişe sahip olan Ankara Ulucanlar Cezaevi şimdi bir müze olmuştu.

Bütün şirinleştirme rötuşlarına karşın içerisinin soğuk havası insanın içini üşütüyordu.

Fikret Hoca da bu havadan ziyadesiyle etkilenmişti. Hele mumya mahkum heykellerinin bulunduğu 4. koğuştaki hava bir anda sizi “içeri düşmüş” hale getiriyordu. 2006’da kapatılan bu çilehaneden geçmeyen kalmamıştı. Ankara Kapalı Cezaevi, Cebeci Tevkifhanesi, Ankara Merkez Cezaevi ve Ulucanlar Cezaevi gibi değişik adları olan bu kompleksin temel özelliği hiç değişmemişti:

-Ülkenin aydınlarına, sanatçılarına, yazarlarına, şairlerine, gazetecilerine, akademisyenlerine karşı devletin hıncı hiçbir dönemde bitmemişti!

Fikret Hoca hapis yattığı koğuşta Serdar Sönmez’in kamerasına konuşurken şöyle diyordu:

-Olumsuzluğun istikrarı bu kadar mı olur? Bu devletin temeli kendi aydınlarına karşı değişmeyen düşmanlık ile atılmış ve böyle de sürmüştür!

2011 yılında müze olarak halka açılan Ulucanlar’a gelip gelmediğini sordum Fikret Hoca’ya “hayır” dedi:

-İlk kez geliyorum!

Ankaralılar ve Ankara dışından gelenler ise bu müzeye karşı büyük bir ilgi gösteriyorlardı.

Altındağ Belediyesi’nin sorumluluğunda olan müzeye ilişkin Belediye Başkan Yardımcısı Tuncay Temel “bugüne kadar” dedi:

-430 bin kişi ziyaret etti!

Fikret Başkaya ile çekim sonrasında sohbet ederken eski günlere gittik haliyle… O zamanlar başka ülkelerdeki meslektaşları bilimsel bir eser yazdığı için neden hapse girdiğini anlamıyorlardı. Bir doktor hastasını muayene eder teşhis koyar. Hasta inanır, tedavi olur. İnanmaz başka doktora gider. Ama bu teşhis nedeniyle hapse atar mı? Bilim insanları böyle düşünüyorlardı.

Şimdi o günler geçti!..Cezaevi müze oldu. İktidar koltuklarında oturanlar da epeyce değişti. Peki devlet değişti mi?

Bu soruya ne yazık ki, olumlu yanıt vermek kolay değil!