KARAKTER KADİM DE KADER MAKUS!

Yeni Türkiye diye takdim edilen ülke vizyonu, aklı başında pek çok meslektaşıma ancak tarih kitaplarından bildiğimiz eski Türkiye’yi anımsatırken, benim görsel belleğime TV korku dizisi Walking Dead imgeleriyle yansıyor: 1920’de çizilen Sevres Haritası’ndan hortlayan paramparça Türkiye…

Vizyon dediğiniz, zaten hayalin ta kendisi. Hayal de kurulur mu kurulur… Edebi yazarlar, görsel sanatçılar hayal kurduğunda, tadından yenmez. Kiminin vizyonu hazla ürpertir, kimininki dehşetle. Benim romanlarımda, hazla dehşet daima iç içedir. Çünkü bilimkurguya bayılırım, fütürist casusluk romanları yazarım. Hayallerim zengin, vizyonum da epeyce geniş sayılır…

Ne var ki bana hortlamış gibi görünen Türkiye projesinin hakikaten yepyeni başbakanı Ahmet Davutoğlu ne romancı, ne de sanatçı olmasına karşın; gerçeğe bakarken hayal ettiğini görecek kadar ileri derecede bir vizyoncu!

Aslında « geriye dönük vizyon sahibi» demem gerekir.

Yıl 2014. Ahmet Davutoğlu, AKP olağanüstü kongresinde yaptığı konuşmada, İstanbul’un bir sembol olduğuna işaret ederek: "İnşallah İstanbul önümüzdeki dönemde bir Birleşmiş Milletler şehri olarak bütün insanlığın uğramadığı zaman kendisini kayıpta hissedeceği, bütün iktisadi faaliyetlerin orada bir etkisi olmadığı zaman kendisini kayıpta hissedeceği büyük bir dünya şehri olacak, » diyor. Yani vizyonu, İstanbul’un gelecekte dünyaya açık bir BM şehri olacağı yönde.

***

Ama benim vizyonum hem daha önce, hem daha önde!

Yıl 2008. Destina* başlıklı -ki, kader demektir- romanımda İstanbul’un 2026’da dönüştüğü biçimi şöyle anlatmışım:

«Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazlar, Asya’dan Avrupa’ya enerji yollarının üzerinden geçtiği stratejik bir mevzi olmasının dışında, Rusya’nın güneyden denize açılabildiği yegane geçişti.

Müslüman Türklerin İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki hakimiyeti bittikten sonra, herkesin gözü üstünde ve çıkarı olan bölgenin Küresel Yönetişim’e geçmesi tek hakkaniyetli, dolayısıyla barışçıl çözümdü. »

Küresel Yönetişim, genişletilmiş bir BM yönetimi demek. Ve Davutoğlu’nun 2009’da verdiği bir konferans metnini yayımladığı kitap da Küresel Yönetişim** başlığını taşıyor.
Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Hayal kurgusunda, vizyon genişliğinde hangimiz öncü, hangimiz ilerde?

Aslında kimin daha hayalperest olduğu önemli değil. Önemli olan, gelecek zamanın Davutoğlu’nu mu, yoksa beni mi haklı çıkaracağı. Çünkü çakışır gibi görünen iki vizyon arasında « zararlılık » farkı var.

Davutoğlu, İstanbul’un BM şehri olacağını rüyasını, Türkiye’ye bir mutluluk müjdesi gibi sunuyor. Bense Destina’da İstanbul’un Küresel Yönetişim’e geçişinde Türkiye’nin sonunu getiren bir kabusu anlatıyorum. Ama benim kabusum, bir romandan ibaret.

Kapağını kapatırsınız, kimseye zarar vermez. Oysa Davutoğlu’nun rüyası, bir devlet politikası. Eğer gerçekçi değilse, ayağı yere basmıyorsa, hayalden ibaretse, devlet batar!

***

İşte bu noktada, Davutoğlu’nun gerçeklerden ne kadar kopuk olduğu, AKP olağanüstü kongresinde hayal ettiği şehir mimarisinden bile belli:

"Kadim karakterin modernite ile yüzleştiği yerde yıkıcı olmayan, darbe vurmayan modern mimariyi kabul edeceğiz. Ama kadim tarihi birikimimize bir tehlike teşkil ettiğinde ona karşı duracağız. Dikey mimari değil, yatay mimariyi kadim şehirlerimizde egemen kılacağız ve küreselleşme anlamında da bütün şehirlerimizi, kadimi koruyan modernite birikimini kullanan küresel şehirler haline getireceğiz. »

Siz söyleyin, bizim kadim şehirler dikey mi, yatay mı? Dikeyleri kim dikti, kim aldı, kim sattı? Davutoğlu, dava arkadaşlarının 16/9 gökdelenlerini mi, partisinin rant ihalelerini mi yıkacak?

Kör mü, yoksa başka bir ülkeye mi bakarak konuşuyor?

Sonuç olarak…

Eğer cümbür cemaat, milletçe ve ümmetçe « Davutoğlu’nun Harikalar Dünyası » filminde oynamıyorsak, galiba benim kabuslarım, yeni başbakanın rüyalarından daha gerçekçi!

*Literatür Yayınları,2008
**Dış İşleri Bakanlığı SAM,2009

Geçmiş, dikiz aynası gibidir. Arada bir bakarsan, aldığın yolu gösterir. Ama sürekli
bakarsan, önüne dikileni görmezsin!
ANONİM BİLGE

«G» NOKTASI

Başımın üstünden,
Bir kuş geçti
Gecede baykuş öttü
Arabalar bir bir gitti geldi
Başımın üstünde yıldızlar
Neler neler yapıyorlar
Sen ne düşünüyorsan onu diyorlar
Başımın üstünden kuş
Bir yel esti
Üşüdüm
Baykuş öttü
Uçtu da korkuttu
Suya yakamoz düştü
Çekilirken sular
Bölündükçe uykular
Küsen barışan aşıklar
Şiir geldi kağıtta
Kalemle buluştu
Yaralı kalbimi yıldızla sardım
Başımın üstünden
Bir kuş uçtu
Bakakaldım.

REFİKA TORAMAN