NEFRET

Yıllardır liglerin başlamasını sevinçle karşılayan biri olarak, artık hiç de aynı duygular içinde olmamaktan üzgünüm.

Çünkü hayatımızı zenginleştiren futbol keyfimiz de elimizden gidiyor.

Evet futbol geçmişte, toplumların afyonu olarak da kullanılmıştı. Hatta Portekiz diktatörü Salazar’ın “ben bunca yıl ülkeyi üç F yönettim “dediği bilinir. Ama bu durum futbolun özelliğinden kaynaklanmıyor.

Frenkler’in şu sözü çok doğru değil mi? Ne yaptığın kadar,nasıl yaptığın da önemlidir.

Nitekim, çok değerli aydın devlet adamı Necdet Uğur, futbolun hiç değilse Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş yani “üç büyükler”in adeta her biri kendi bölgesel gettolarında yaşayan insanların ortak bir alt kimlik edinmesine yol açtığı için büyük bir hizmet gördüklerini anlatmıştı, yıllar önce. Necdet Bey haklıydı. Galatasaray’a Fener’e Beşiktaş’a bu açıdan çok şey borçluyduk.

Ne yazık ki, bu düşüncelerim, son süper kupa finalinde tümüyle son buldu.

Berabere giden maçın ikinci yarısında, Fenerbahçe kalecisi Volkan Galatasaraylılar’ın bulunduğu tribün önündeki kaleye geçince, sahaya yabancı maddeler su şişeleri vb. yağmaya başladı.

***

Öyle olunca, bu kez Fenerbahçeliler’in tribünü önündeki Muslera’nın koruduğu Galatasaray kalesine karşı aynı saldırı başladı.

Her iki yandan da sahaya, çeşitli metalarda somutlaşmış nefret nesneleri yağıyordu.

İki yıl önce bir maç günü, metroda görmüştüm. Galatasaray taraftarları Fenerbahçe aleyhine öylesine ağıza alınmayacak küfürler yağdırıyorlardı ki, anlatamam.

Ben de çekirdekten yetişme bir Galatasaraylı idim, ama bu Fener nefretinden dehşete düşüyordum.

Benzerini Fener taraftarının yoğun olduğu yerlerde Galatasaray’a karşı görmek mümkündü.

Şovun coşkusunda, keyfinde birleşmesi gereken büyük kitleler, bir tek şey çevresinde kenetlenmişlerdi: Nefret!

Birbirlerine karşı nefretleri iki tarafın da ortak özelliği olmuştu.

Futbol ortak birleştirici, coşturucu bir etki yerine artık, kinlendirici, yok etme duygusunu keskinleştirici, bir nefret üretme makinesine dönüşmüş durumda.

Bu yüzden maçları televizyondan izliyor, mecbur kalmadıkça statlara, uğramıyorum.
Futbolu seviyorum, ama nefreti sevmiyorum.

Yaşamda nefretin kendisinden daha nefret edilecek bir şey de düşünemiyorum.

***

Şu anda topluma en büyük tehdit, en uzak durulması gereken şey de nefret.

Yarım yamalak var olan demokrasi benzeri yönetimimizin son kırıntılarını da yok eden tüm toplumun hep birlikte, büyük bir şehvetle kulaçladığı nefret ummanı.

Herkes, herkesten nefret ediyor, kimse kendi nefretini sorgulamıyor, yalnızca karşısındakinin duygularını kendi nefretini keskinleştirmek için kullanıyor.

Her kesimde, her alanda bu böyle.

Geçenlerde, Yılmaz Özdil’in yazısının sansürlenmesini eleştiren, bu arada Sözcü’nün kendisine kucak açmasını öven bir yazasında, bir yazar, hem de nefret söylemlerinin “düşman rejimleri”nin acısını çekmiş “sol” bir yazar. Yazının bir yerinde aynen şunları söylüyordu.
“Özdil’in siyasal tercihlerinden , ideolojik çizgisinden NEFRET EDEBİLİRSİNİZ ( BEN ONLARDAN BİRİYİM) ,Sözcü’nün yayın çizgisinden NEFRET EDEBİLİRSİNİZ (BEN ONLARDAN BİRİYİM)…”

Üstelik de,” Yılmaz Özdil’i Savunmak” adına yazılmış bir yazıdaki bu deyimleri görünce dondum kaldım.

Yılmaz Özdil’e, Sözcü’ye, Hürriyet’e, falan hanıma fişmekan beye karşı olabilirsiniz, politikalarını görüşlerini, beğenmeyebilirsiniz, ama ,“nefret etmek” işte bu anlaşılır, kabul edilebilir, bir davranış değil.

Hele hele böylesine açığa vurulmuş nefretle demokrasinin en hafifinden asgari koşulu olan “barış içinde bir arada yaşamak” hiç mümkün değil.

Bu yüzdendir ki tek yakarım şu:
- Tanrım sen bizi nefretimizden kurtar, gerisinden biz kendimiz kurtuluruz!