MUALEFET NEYE YARAR?

Meclis çoğunluğuna sahip iktidar partisi AKP, on iki yıldan beri azınlıkta kalan muhalefet sıraları arasında ancak Kürt kimliğiyle öne çıkan parti ve partililere önem veriyor, zaman zaman anlaşmaya çalışıyor.

Çünkü giriştiği « çözüm süreci »nde, Kürt ya da Kürtçü milletvekillerinin desteğine ihtiyacı var. Ama parlamenter muhalefetin başlıca iki partisi CHP ile MHP’nin hiç bir uyarısını dikkate, hiç bir itirazını kayda almıyor. Haklı oldukları çok açık durumlarda bile bu oluşumları sistem dışı bırakıyor ve çoğunluğuna dayanarak bazen yasama denilmeyecek ciddiyetsizlikte, torbalara tıkılmış « çorba » yasalar çıkarıyor.

Kendi söylemiyle « Türkiye halklarının » çoğulcu mozaiğini temsil ettiğini öne süren AKP iktidarının salt Kürtlerin istem ve tutumlarını gözetip, tabanı kendi yapısına benzer çoğulcu CHP ile Türk halkını, Türk milliyetçiliğini temsil ettiği varsayılan MHP’ni « esamesi okunmayanlar » olarak parlementer sistemde yok saymasının elbette bir açıklaması var. AKP’nin hiç de demokrat olmadığı, zaten demokrasiyi de hedeflemediği, demokrasinin vazgeçilmez parçası muhalefete vermediği değer ve önemden, belli.

AKP’nin çoğunluğa dayalı bu parlamenter diktası, meclisteki iktidar milletvekillerini de birer parmak sayısına indirgiyor. Ama CHP ve MHP’nin parmaklarını bile saymayarak, bu partilere oy veren seçmenlerin, yani nüfusun yarıdan fazlasını oluşturan muhalif milletin istemlerini, hatta varlığını görmezden geliyor.

***

Hal böyle olunca, işlevi kalmayan muhalif milletvekilleri de « parlamenter demokrasi varmış » gibi yapılan TBMM’nin dekorlarını oluşturuyor. Hem de temsil edemedikleri halkın cebine çok pahalıya patlayan dekorlar!

AKP’li çoğunluğun muhatap almadığı CHP ve MHP’li vekiller, muhalefet adına kürsülere çıkıp iktidarı millete şikayet ediyorlar.

Ama biz muhalif gazeteciler, yazarlar, STK’lar da o kadarını yapıyoruz!

Üstelik ne dokunulmazlığımız var, ne maaş garantimiz!

İşsiz kalmak, mahkemelerde sürünmek, hapse girmek riskini göze alarak muhalefet yapıyoruz, hem de. Zaten ücretlerimiz de vekillerimizinki kadar yüksek değil. Şoförümüz yok, sekretaryamız yok, gelecek güvenliğimiz yok, kız çocuklarına miras kalacak kekah emekliliğimiz yok, yok Allah, yok.

Bu yokluklara ve risklere rağmen muhalif milletvekilleri kadar, çoğu kez daha etkin, daha sert muhalefet yapıyoruz.

Eğer parlamenter muhalefet, bu ülkenin yarısını, muhalif milleti ve vekillerini yok sayan iktidarı millete şikayet etmekten ibaretse, siyasal makamı ve dokunulmazlığı olmayan biz gazeteciler, yazarlar ve sivil toplum kuruluşları, çok daha iyi muhalefet yapıyoruz!

Eğer siyasal muhalefet, basının karşısına geçip medya aracılığıyla kamuoyuna mesaj vermekse, kamuoyuna çok daha etkin mesajları biz basın emekçileri zaten veriyoruz. Ve bu önemli görevi (!) yerine getirmek için, şoförlü resmi görev arabalarımızı tabakhaneye bok yetiştirmek hızıyla röfüjlerde sürdürüp trafikten kaçmak lüksümüz de yok! Şahsen benim arabam da yok, ama muhalefet buysa, dik alasını yapıyorum, bedelini de ağır ödedim, ödüyorum…

***

Kimse darılıp gücenmesin, demek istediğim şu ki; parlamentoda dekora indirgenen muhalefet partileri ve milletvekillerinin takınmakla yetindiği muhalif tutum, ne gerçekçi, ne de yetkin bir siyasal muhalefettir.

Bu partilere oy verip, bu vekilleri meclise gönderen ve varlığı, düşleri, istemleri yok sayılan millet yarısı; onlardan daha cesur, daha girişimci, daha yaratıcı, daha özverili ve özellikle sonuç alıcı bir muhalefet bekliyor.

Muhalif millet olarak suskunluğumuz, bezginliğimiz, kızgınlığımız, bizi zaten yok sayan bir iktidara karşı, seçtiğimiz vekillerin de hayal kırıklığına uğratmasındandır.

Gayrete gelmek isteyenler, kendilerine « sivil direniş » yöntemleri önerdiğim 20 Ağustos tarihli yazımın « G Noktası »nı okusunlar.

Çabuk olsunlar, çünkü muhalif seçmen, oy vermediği ceberrut iktidar kadar, oy verdiği bu feri sönmüş muhalefetten de bıktı!

Yaratıcı olmak, direnmektir. Direnmek, yaratıcı olmak.
STEPHANE HESSEL

«G» NOKTASI

Muktedir Cumhurbaşkanı oldu, artık mağduriyete ihtiyacı yok. Ama Başbakan Davutoğlu’nun var. Çünkü rahat bir cumhurbaşkanlığı, AKP’nin tek başına iktidar olabilmesi için tekrar mağdur edilmesinden geçiyor. Şimdiden taşları döşemek gerek ve ilk tuğlayı, elbette ki Genel Kurmay Başkanı Org. Necdet Özel koydu: « Bizim de kırmızı çizgilerimiz var, çözüm sürecine ilişkin neler oluyor, basından öğreniyoruz. »

TSK’nı hala milli birlik koruyucu, Org.Necdet Özel’i de sözlerinde samimi sanan kimi ulusalcı saflar da zokayı yuttu, « Vay ordumuzun da haberi yokmuş, skandal! » diye tutturdu.

Oysa 2007’de AKP iktidarını zora sokan Cumhuriyet mitingleri sırasında, muktedirin « mağduriyet » imdadına da zamanın Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt yetişmiş, Çağlayan mitinginden iki gün önce 27 Nisan e-muhtırası verilmişti.

Biz balık hafızalı değil, sazan hafızalı bir toplumuz!