BUNDAN İYİSİ ŞAM’DA KAYISI

Adalet ve Kalkınma Partisi “ebedi” Başkanı, yapıklarıyla akıllardan çıkmayacak başbakan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Çankaya’da oturmayacak ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan beklentilerin aksine son derece “iyi” bir Cumhurbaşkanı olma yolunda sessizce ilerliyor.

Öncelikle tespit etmemiz gereken hususu ilk önce yazmalıyız:

-Seçildiği günden bu yana hiç kimseye hakaret etmedi!

Her ne kadar “ben tarafsız bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” dediyse de şimdiye kadar (iki üç hafta) taraflı bir davranışına kimse şahit olmadı.

Bazı küçük ayrıntılar varsa da, bunlar o kadar önemli kabul edilmemeli…

Mesela daha ilk resepsiyondan itibaren Çağdaş Gazeteciler Derneği’ni (ÇGD) protokol listesinden çıkarttı. Bu satırların yazarı da ÇGD’nin bir üyesi aynı zamanda İstanbul Temsilcisi olmasına karşın, liste dışı dernek olarak işaretlenmesi RTE’nin “özel” bir seçimi olarak kabul edilmelidir. Eh özel hayata da kimse karışamaz değil mi?

Ayrıca şunu da teslim etmeliyiz: ÇGD Genel Başkanı Ahmet Abakay devamlı surette basın özgürlüğü ihlalleri gibi Türkiye’nin rutini olmuş konuları bahane ederek RTE’yi eleştiren son derece yerinde basın açıklamaları yapmaktan yorulmadı!..

Bir de üzeri kırmızı ile çizilen basın yayın kurumları temsilcileri meselesi var. İçlerinde BİRGÜN’ünde bulunduğu sol, sosyalist, sosyal demokrat, liberal, İslamcı gazete ve televizyonların temsilcileri artık Çankaya tarafından muhatap alınmayacak. Sadece o değil, Başbakanlık da aynı şekilde üzeri çizilmiş gazeteleri ve televizyonları “özel dertleşme toplantılarına” çağırılmayacaklar.

Bu yayın organları sanki Türkiye’de hiç iyi bir şey olmuyormuş gibi devamlı olarak AKP iktidarını, onun dış politikadaki “stratejik çuvallamalarını” eleştiren yayınlar yapıyorlardı. Eğer heybetli Cumhurbaşkanı RTE ve onun 23 Nisan’daki misafiri kadar sevimli olan Ahmet Davutoğlu bu münafık gazete ve televizyonları yanlarına çağırsalar, yine aynı şeyi yapacaklarından kimsenin kuşkusu olmaz!..

Eleştirinin de bir haddi olmalı… Doğan Medya Grubu’nun eski başkanı Aydın Bey’in “damadı” olan Mehmet Ali Yalçındağ 10 Ağustos seçimleri arifesinde (6 Ağustos 2014) Medya Radar internet sitesine ne kadar güzel izah etmişti:

-Sayın Erdoğan’ın yerinde ben de olmaz kızardım! Bu kadar eleştiri olmaz ki!

Yalçındağ, “siz yazarlarınızı uyarır mıydınız?”sorusuna da basın özgürlüğü ve meslek ilkeleri açısından tarihi değerde bir yanıt vermişti:

-Evet Erdoğan eleştirileri konusunda yazarlarımızı genellikle uyarırdım!

Erdoğan’ın diğer liderlerden farklı yanı böylesi bağlılık gösterilerine katiyen prim vermemesidir. Siz ne kadar yağlı açma ikram etseniz de o bunları yemez! Aklında hep İstanbul Belediye Başkanlığı yılları vardır. Hürriyet’in attığı manşetler durur aklının bir köşesinde…

İstanbul’a fazla yağmur mu yağdı? Al sana, “El Nino” kasırgsından abartma bir manşet: El Tayyip!

Ya da hapse mi konuldu, vur bir yumruk da sen: Bir daha muhtar bile seçilemez!

Bütün bunlara bakarak Cumhurbaşkanı makamına gelen Erdoğan’ın “tarafsız olmayacağım” açıklamalarını normal kabul etmeliler.

Ama Cumhurbaşkanı RTE seçildiği günden beri büyük bir sessizlik içinde görevini sürdürüyor. Hiç kimseyi “Ey…” diye başlayan cümlelerle aşağılamıyor. Hiçbir etnik grubu taciz etmiyor. Ana muhalefet liderine “müdür” demiyor.

Polise destan yazın talimatı vermiyor. Gençlerin gözlerinin oyulması yönünde bir istekte bulunmuyor. Rahatlıkla onun iyi bir Cumhurbaşkanı olduğuna inanabiliriz:

-Bundan iyisi Şam’da kayısı!

Demokrasinin Cenaze Namazı!

Demokrasiyi, torbalara yasa taslağı doldurup “ne çıkarsa bahtına” şeklinde yorumlayan iktidar partisi AKP, ülkeyi bir yerden alıp başka bir aleme doğru taşıdığını fark edenler çoğalıyor.

Bunların başında da Cumhuriyet Halk Partisi geliyor. Çok akılcı bir mücadele yöntemi seçildi.

-İktidarın en büyük silahı nedir?

-Din!

O halde biz de onu, aynı silahla vuracağız: Müslüman ve dindar olacağız!

Bu mücadele yöntemin ilk adımı Cumhurbaşkanlığı Seçiminde atıldı. Elde edilen başarısızlığın gerçekliği, yolun sonuna doğru ilerlenmesini engelleyemezdi. Öyle da yapılıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ilk Parti Meclisi Toplantısında, partililerinden isteklerini açıklarken dedi ki:

-Bir CHP’li elinde yarım kilo şeker alıp bir imamı ziyaret edebilmeli!

Ne kadar güzel bir öneri… Ayrıca uygulaması da kolay:

-Yarım elma gönül alma!

Barış, demokrasi, insan hakları, hak, hukuk, adalet gibi öğrenilmesi ve anlatılması zor olan kavramlardan uzak durmak gerektiğini ince biçimde anlatılıyor.

Zaten bu kavramlara ulaşmanın da imkansızlığı ortaya muhalefet açısından tespit edilmiş gibi görünüyor. Ufukta yeni bir olgu var. Sanki bu kaçınılmaz bir gelecek!..

Eh o halde ne yapalım?

Pozisyonumuzu o geleceğe göre alalım.

Bu yeni gelişmeye katkı yapmak da gerekiyor. Mesela Ana Muhalefet partisi Salı günleri yaptığı Meclis Grup Toplantıları “Besmele” ile açılabilir. Milletvekilleri Cuma günleri düzenli olarak Cuma namazlarına gidebilirler. Cenaze namazlarında uzakta durarak sohbet etmek yerine, imamın arkasında saflara dizilip ölen için iki rekat namaz kılabilirler. Eğer Mustafa Sarıgül’den ders alınırsa bütün fotoğraf karelerinde tabutla birlikte yer almanın incelikleri öğrenilebilir.

Bu şekilde ilerde demokrasinin de cenaze namazı kılınırken iktidar partisi tek başına bırakılmamış olur!