ORTADOĞU’DA DESTANSI BAŞARI

Irak’ın Musul kentindeki Türkiye Başkonsolosluğunda çalışan 49 personel esir alındıktan 101 gün sonra, önceki gün (20 Eylül 2014) günü sabaha karşı yapılan büyük bir operasyonla kurtarıldı.

Kurtarma operasyonunun nasıl icra edildiğini tam olarak bilmesek de “kahramanca” olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu bulunmuyor. Biz bu konuda en üst düzey yetkiliye itibar etmeliyiz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan açık olarak ifade etti:

-Operasyonla kurtardık!

Kurtarma olayının en birinci sevineni Başbakan Ahmet Davutoğlu, daha geriden bir izahatla “temas sağladık” dedi. Ama rehineleri karşılamadaki performansıyla gönülleri fethetti!

Rehin Başkonsolos Öztürk Yılmaz’ı bir günde üç defa alnından öperek onun “kahramanlığını” teslim etti. Eğer başkonsolos o kadar “kahraman” olmasaydı, Davutoğlu onu bu kadar çok öpmezdi.

Bu arada IŞİD “Türkiye ile pazarlık yaptık” demesi de kötü yorumlanmamalı. Müslümanlar arasında olur böyle şeyler.

IŞİD birlikleri üç ay önce 10 Haziran 2014 günü Musul’a girerken bir tek Türkiye Cumhuriyeti kentteki varlığını olduğu gibi korudu, kaçmadı! Ortadoğu’ya çeki düzen verecek olan Neo-Osmanlı referanslı Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile Başkonsolos Yılmaz IŞİD’e güvenerek tahliye tekliflerini geri çevirdiler.

Sonra 101 günlük bir gecikmeyle Davutoğlu’nun teorisi hayata geçti. IŞİD o kadar korkulacak bir örgüt olmadığını ispatladı. Türkiyeli rehinelerden hiç kimsenin boğazını kesmedi. Sadece rehinelerin iştahları biraz kesildi. Kahraman başkonsolos NTV’de açıkladı:

-İlk 65 gün her öğünde aynı yemeği verdiler! Artık gına gelmişti. Ben 14 kilo zayıfladım!

Açlık grevi yapsaydı yine bu kadar zayıflayabilirdi.

Başkonsolosun esas başarısı ise iletişim tarihine geçecek nitelikteydi. Tam 101 gün şarjı bitmeyen bir telefon ile düzenli olarak Türkiye ile temas sağlamış olmasıdır.

Bazı münafıklar “olur mu öyle şey” diyerek IŞİD ile Türkiye Cumhuriyeti arasında “dostane ilişkilere” bağlayabilirler:

-Adamlar cep telefonu düzenli şarj ettirmişler işte!..

Rehine kurtarmanın “operasyon” olduğuna inanmayanlar çıkabilir. Hatta şimdiden çıktılar bile… Oysa Türkiye büyük bir devlettir, hatırlayın Bordo Bereliler 1999’da özel bir uçakla Afrika’ya gidip PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı tereyağından kıl çeker gibi yakalayıp, kimselere bildirmeden alıp gelmişlerdi. Gerçi daha sonra Süleyman Demirel “bu işi Amerikalılar yaptı” dediyse de “Bordo Bereliler” kahramanlıklarıyla akıllarda kaldılar!

Son operasyon da MİT ile Genelkurmay’ın ortaklaşa çalışmasıyla yapıldığı açıklandı. MİT’in Dış Operasyonlar Başkanlığının “pazarlık aşamasını” yürüttüğü haber sütunlarında yer alıyordu. Genelkurmay da İnsansız Hava Araçlarıyla havadan gözetleme görevini başarıyla ifa etmiş!

Hepsinin ortak noktası gösteriyor ki, Türkiye Ortadoğu’da artık dikkate alınan bir devlet haline geldi. Bu büyük ve önemli gelişme dış politika dahisi Ahmet Davutoğlu’nu sevinçler içinde bıraktı.

Özellikle kafasından tuttuğu çocuğu iki eliyle havaya kaldırmasından da anlaşılıyor ki sevgisini göstermekte ölçü tanımıyor. Tıpkı dış politikası gibi… Neresinden tutarsa orasından kaldırıp, öpüyor!

Bu kurtarma operasyonu bir şeyi daha gösterdi: Rehin alınanların 46’sı Türkiyeli, kalan üçü Iraklı imiş!

Her şeyi bilen devlet, terör örgütü elinde esir olan vatandaşlarının tam sayısını ancak 101 gün sonra öğrenebilme
yeteneğine sahip olabiliyormuş!

O da kurtardıktan sonra!..

Eğer sayısaldaki zafiyet görmezden gelinirse, Türkiye’nin ortaya koyduğu rehine başarısının tarihi değeri daha iyi anlaşılabilir!