BİR SEÇİM KALMIŞTI

-Eğer demokrasi diyorsak sandığa saygı duyalım.

Bu sözler Tayyip Erdoğan tarafından BM Genel Kurulu’nda delegelere söyleniyor..

Türkiye’de herkes bilir, sandık bugüne kadar Tayyibizm’in temel taşıydı..

Gerçekten de, demokrasilerin “onsuz olmazı” dır sandık.

Ama çağdaş demokrasilerde her şey sandığa indirgenemez.Günümüzde sandık, yani seçim demokrasinin zorunlu koşuludur, ama yeterli koşulu değil.

Seçimsiz demokrasi olmaz, ama her seçim de, illa demokrasinin olduğunu göstermez.

Seçimle işbaşına geldikten sonra, insan haklarını temel özgürlükleri çiğneyip, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı gibi temel ilkeleri bir yana bırakacaksın, sonra da”seçim olduğuna göre, demokrasi de vardır” diyeceksin.
Yok öyle şey!

Evet seçim yoksa demokrasi yok, ama seçim varsa illa demokrasi var demek değil.
Kanıt mı?

En güzel kanıt bizzat Tayyibizm’in kendisi.

Keyfiliğin doruk yaptığı, kuvvetler ayrılığının çiğnendiği her şeyin Başkan Baba’nın iki dudağı arasında olduğu rejime kimse demokrasi diyebilir mi?
Şak şaklarla, yandaşlar dışında içeride de ya da dışarıda kimse de demiyor zaten.

***

Ama Tayyibizmin savunucuları, salt sandığın varlığını, tek meşruiyet nedeni olarak görüyor, “madem sandıktan çıktık istediğimizi yaparız diyorlardı.

Geçmişte kalmış, çağdaş demokrasiyle ilgisi olmayan ilkel bir görüştü bu.

Tayyibizm’in bugün varılan yeni aşamasında, artık bu eşik de aşılıyor.

HSYK’ya yandaşlarını doldurarak yargıyı denetim altına alma operasyonunu, 12 eylül 2010 referandumundan bu yana sürdürmekte olan AKP, HSYK seçimlerinden istediği sonuçları alamama tehlikesiyle karşılaştığı andan itibaren seçim konusunda da ağız değiştirmiş ve maskeyi çıkarmış bulunuyor.

Nitekim, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal açıkça tehdit ediyor:
- HSYK seçimlerini bir zümre kazanırsa, biz de gayrımeşru sayarız.

Böylelikle sandığın kutsallığı kavramı da ortadan kaldırılmış, seçimin kerameti anlaşılmış oluyor.

Seçim ancak Tayyibizm’in istediği sonucu verdiği zaman kutsaldır.

***

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ise Genel Yayın Müdürünüz Utku Çakırözer ile yaptığı konuşmada, daha da değişik bir yol tutarak şunları söylüyor:

-Ülkenin kaderini 12 bin kişinin değil 55 milyonun yapacağı seçim belirler.

İlk bakışta çok fiyakalı, milli iradeye de selam çakıyor görünen bu mantığın demokrasiye aykırılığını belirtmeye gerek var mı? Demokrasinin temel ilkeleri, evrensel kurallar, teamül ve anayasa ve yasalar gereği, her organın seçim şekli ayrıdır.
55 milyonun oyuyla tecelli eden milli irade, ülkeyi kimin yöneteceğini saptayabilir.

Ama Galatasaray veya Fenerbahçe Kongreleri’nin yerine kaim olarak, bu kulüpleri kimin yöneteceğine karar veremez.

Yalçın Akdoğan’ın mantık ile ilgisi olmayan saptamalarına itibar edilirse, demokrasilerde sanki bir seçimler hiyerarşisi varmış sanılır.

Halbuki demokraside her organın seçiminin sekli ve seçmen taban ayrıdır. Bunlar arasında, bir hiyerarşi yoktur.

Yani Tayyip Bey, Aziz Yıldırım’a “ben halk tarafından seçildim. Bir kaç bin üyenin lafı mı olurmuş, çekil bakayım kenara bu kulübü artık ben yöneteceğim!”diyemez. Uzun lafın kısası, Tayyibizm’in tek demokratik kutsalı kalmıştı: Sandık. O da şimdi, ilk seçimde istenen sonucu alamama ihtimali doğduğunda” tu kaka” oldu.

Bugün HSYK seçimlerini gayrı meşru ilan etmeye kalkanlar, yarın öbür gün sandıktan çıkamama olasılığı belirince genel seçimde için de aynı yola başvururlar. Sonra da koro halinde meşk eylerler:

-Ben seçime seçim demem, kazananı ben olmayınca!