YUVARLAKTIR, DÖNER!

Yahudilik, kadın kafasına yaşadığımız yüzyıldan tam 3 bin 900 yıl önce taktı ve «Ya saçını kazıyıp görüneceksin ya da örtüneceksin! » dedi.

Hıristiyanlık, aynı kuralı 2 bin yıl önce benimsedi.

Aslen kan bağıyla edinilen Yahudilik yayılmacı bir din olmadığından, Batı tarihinde kadının yerini en yaygın anlamıyla Hıristiyanlık belirledi.

Ancak Hıristiyanlık, Tanrı’nın oğlu kabul ettiği İsa’nın annesi Meryem’i kutsamakla, üç tek tanrılı din arasında kadını en fazla yücelten inanç oldu…Denilse de, uygulamada pek yararı görülmedi bu yüceltmenin.

Örneğin İncil’de, Aziz Paulus’un Efes’lilere vaazında, hiç olmazsa kadına şiddet yoktu ve:

« Ey kadınlar, kocalarınıza Tanrı’ya itaat eder gibi itaat edin. Erkekler, karılarınızı İsa’nın Kiliseyi sevdiği gibi sevin, » yazıyordu.

Peki kadınlar pek mi sevildi, genelinde Hıristiyan, özelinde Katolik tarihte? Ne gezer…

Kendisini dine adayan kadınlara, aynı Paulus, aynı İncil’de, « mütevazi ve mutaassıp giyinsinler. Saçlarını örmesinler, altın, mücevher takmasınlar, gösterişli elbiselerden kaçınsınlar, » diyor ve ekliyordu: « Din kadınları kendilerini hayır işlerine adamalı ve itaat görevlerini sessizce ifa etmelidirler… »

Rahibe cemaatleri böyle kuruldu ve manastır hayatı bu emirlere dayandı.

Bazı rahibe cemaatlerinde, mumya gibi bantlanan başların üstüne çarşaf örtülüyor, buna rağmen altındaki kafanın saçları da kazınıyordu.

***

Yani kimi Katolik rahibeler, Yahudiliğin « ya kazıt, ya örtün » kuralını, hem kafalarını kazıtıp hem örterek, başka bir deyişle iki kat diyet ödeyerek üstlendi.

Yıllarca « sessizlik oruçları » tutanlar oldu. Zaten ya bakireydiler, ya da nedamet getirmiş, erkek eli tutmamaya yeminli, tamamı Hz.İsa’ya, yani cismi olmayan Tanrı oğluna önce nişanlı, sonra da evli…

Yemek orucunu, sessizlik orucunu kazayla bozanlar, aklından günah fikirler geçirenler, kendi kendilerini cezalandırmakla yükümlüydüler. Bu cezalar, bazen sabahtan akşama dua, aylar hatta yıllar boyunca kuru ekmek ve suya talim, bazen de kendini dövmek biçiminde uygulanıyordu.

Ve kendilerini cezalandırmak üzerine kurulu kadın yaşamları, hastaları iyileştirmek, sakatlara yardım, yetimleri eğitmeye adanmıştı.

2 bin yılda aklını Tanrı’ya ve dine takarak kaçıran milyonlarca rahibe gelip geçti dünyadan. Binlercesi, en büyük günahı işledi ve intihar etti.

Yine de engizisyon ateşlerinden kurtulamadılar.

Ortaçağ’da, manastıra girmeden ve Kilise tarafından görevlendirilmeden rahibe yaşamı süren, kendisini hayır işlerine adayan « laik » kadınlara ve onlara destek veren erkek rahiplere « Beguin » ekolü denildi. 1139 Latran Konsili’nde, rahiplerle birlikte çalışmaları yasaklandı. 1233 Mayence Konsili’nde, Engizisyon Başrahibi Conrad de Marbourg tarafından yüzlercesi yakılarak ölüme mahkum edildi ve « sahte dindarlık » suçundan yakıldı.

***

Peki günümüze ne kaldı bu rahibelerden ve manastırlardan?

Şöyle söyleyeyim: Nesli tükenen rahibeler hakkında anlatılan fıkraların, erotik ve pornografik « fantazm » metinleri ile çevrilen filmlerin sayısı, dünyadaki rahibe nüfusundan fazla… Ve kafasını saç teli görünmemecesine örten yegane kadın türü rahibelerin kilisesi olan Katolik Kilisesi, giderek büyüyen din kadını açığını Siyahi Afrika’dan ithal ettiği yeni müminlere rağmen kapatamıyor.

Almanya’daki ünlü Faşing karnavalında, resimde gördüğünüz rahibe kılıkları internette satılıyor, üstelik pek revaçta.

Kadın olsun, erkek olsun, insan başı dünya gibi yuvarlaktır. Önce dönmüyor sanılır, dönüyor diyen yakılır, eninde sonunda döndüğü anlaşılır.

Demem o ki, 610 yıl kadar sıkacaksınız dişinizi. Çünkü bizim ellerde, henüz 1398 takvimi kullanılıyor.*

*2 Şubat 2008’de yayımlanan bir yazımdır. Geldik, 1392 takvimine dayandık. 604 yıl daha sıkın dişinizi, muasır medeniyetlere yelken açacağız!

Maymun dediğiniz, başarılı olamamış insandır.
Jules Renard

«G» NOKTASI

Yazarımız Orhan Erinç’in 25 Eylül’de yayımlanan Hoş Geldin Mecelle başlıklı yazısı, MEB’in ortaokullarda serbest bıraktığı «baş yasaklama özgürlüğü » hakkındaki en doğru yorumdur. Mecelle’nin 986’ıncı maddesi gereği 9 yaşında başı bağlanarak erkek yaşıtlarından farklılaştırılan kız çocuklarının; « çocuk gelin » olmasına da artık engel olunamaz, « oynadı » diye öldürülmesine de…

PKK’nın ne Atatürk heykellerini, ne de okulları yakmasına ses çıkaran CHP,
ortaöğretimde türbana da sus pus!

Bu partinin artık « Genel » değil, makus bir tasarıma « Özel » olduğuna inandığım Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu’nun ağzından eğitimde başörtüsünü tartışmayacağını açıklaması, dilin varmadığı korkunç bir teşhisi de kesinleştiriyor:

CHP’nin AKP’den ideolojik hiç bir farkı kalmamıştır.

İki partinin aynı vizyon çatısında birleşmesini önleyen tek engel, AKP’nin kazanan, CHP’nin kaybeden olmasıdır. Kazanan, kaybedeni niye ortak alsın?

Oysa ülkenin yarısı, hala bu ideolojiyi reddediyor ve AKP’ye oy vermiyor. CHP’nin suskun işbirlikçiliği, onları da sessizliğe gömüyor. Yazıklar olsun!