HOPPA COĞRAFYA, HORTLAK HARİTA

Geçen cuma, Cumhuriyet’in haberiydi:

ABD donanmasına ait bir savaş gemisi Çanakkale Boğazı’nı geçti. Marmara yönünde ilerleyen DDG-67 borda numaralı USS Cole adlı güdümlü füze destroyerine, (bizim) Sahil Güvenlik Komutanlığı botları eşlik etti. Boyu 154 metre, ağırlığı 6 bin 800 groston olan geminin gideceği liman hakkında bilgi verilmedi.

Okuyacağınız satırlar ise, 16 Nisan 2014 tarihli « Ortaya Karışık Düşünceler » başlıklı
yazımda yer aldı:

ABD’nin 6. Filosuna ait teknoloji harikası istihbarat gemisi “Husband Ear”, yani Koca Kulak, pervanesini çarptığı gerekçesiyle, Montrö Antlaşması’nın izin verdiği 3 haftayı çok aşan bir süre için Samsun limanına demirledi. Hatta Rusya, konuyla ilgili bir nota verdi Türkiye’ye.

Birkaç gün önce Çanakkale Boğazı’ndan ABD’nin en önemli füze destroyeri “Donald Cook” geçti ve Karadeniz’e gidiyor. Ertesi gün de Fransız askeri istihbarat gemisi “Dupuy de Lome” geçti, aynı güzergaha doğru… Oysa daha birkaç yıl önceye kadar Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’mız, Montrö Antlaşması gereği Karadeniz’e sahili olmayan ülkelerin savaş gemilerine Karadeniz’e çıkış izni vermiyordu. Şimdi o amirallerin nerede olduklarına bakınız…

Diyeceksiniz ki NATO ülkelerine ait savaş gemilerinin Karadeniz’e girip çıkmalarıyla İran’ın kara parasının ne ilgisi var?

“Ne dersek yapacaksın, ne istersek vereceksin!” tümcesinin karşılığı, işte tam da burada, tabak gibi açık. Kabak gibi ortada. Yeni bir soğuk savaşın, yine uç NATO karakoluyuz. Rusya, bir kez daha düşmanımız.

İran’a konulan ambargoyu delmeye giderken, Türkiye’yi süzgeç haline getirmek, vallahi kolay değildi. Pes!

***

Bugün pazar. USS Cole savaş gemisi de NATO’nun Karadeniz’deki devriyesine katılmış olmalı.

Dünya IŞİD’e odaklanmış, Türkiye Kobani diye yangın yerine döner ve IŞİD’e karşı koalisyon kurulurken; bu koalisyonun başını çeken devletlerin Karadeniz’e savaş gemileri sıralamasının sırası mıdır?

Kuşkusuz, sırasıdır. Çünkü Ukrayna ile Suriye’yi parçalayan iç savaşlar birleşik kaplar etkileşimi içindedir ve Karadeniz’i Akdeniz’e bir savaş kuşağıyla bağlayıp baktığınızda; Türkiye’nin cephe olduğu bu sarmalın ardında aynı muhatapları görürsünüz: Rusya, İran, ABD ve şürekası…

Nedenini niçinini yıllardır yazıyorum, ayrıntıya girmek gereksiz: Rekabete dayalı küresel kapitalizmin kendine küresel bir rakip, iki kutuplu bir dünya yaratmaya ihtiyacı var ve bu kutuplaşma, yeni gerekçelerle eski « soğuk savaş » hasımları arasında gerçekleşiyor. Bu yeni kutuplaşmanın başlangıcında, Türkiye ile İran’a da yeni (dinci) motiflerle eski rolleri biçilmişti.

İran, Ortadoğu Şiiliğinin temsilcisi olarak Rusya ile ABD arasında göbek dansı yapacaktı. Gerçekten de yapıyor ve başarılı.

***

NATO’nun bölgedeki ileri karakolu Türkiye ise Sünniliğin ağası rolüne soyunacaktı. Laik cumhuriyet boşuna mı bitirildi? Ekonomik bağımsızlık projeleri, Kürtlerle düşük yoğunluklu savaşta boşuna mı budandı? AKP’nin Osmanlı hezeyanları, iktidarın ilk yıllarında nasıl oldu da alkışlarla karşılandı, desteklendi Batı’da?

Ülkede cehaletin dibe vurmasına boşuna mı seyirci kalındı? Halklar, ancak cehaletle manipüle edilebilirler. Bugün deniyor ki, Türkiye’yi « karanlık eller » karıştırıyor. Doğrudur.

Ama o karanlık eller, ancak cehaletin vahşileştirdiği toplulukları birbirine kırdırabilir.

Oysa barışın, hatta insani yardımın bile iç savaş şantajıyla talep edildiği cehalet toplumunun cahil iktidarı AKP, küresel kapitalizmin Türkiye’ye biçtiği Sünnilik ağası rolünü bile abartıp « yönetmeni » takmadan doğaçlamaya kalktı. Üstüne, İran’ın kaçak petrol parasını keyfince tırtıklayabileceğini sandı.

Sonuç olarak boynuna « teröre destek veren ülke » ve « uluslararası yolsuzluk » yaftası asılıp, sakalı küresel kapitalizmin her iki kutbunun eline verdi. ABD’den, Rusya’dan geçtik, İran bile azarlıyor Türkiye’yi artık. Boğazlar, yol geçen hanı. Suriye’ye gönderilmekte ne kadar ayak direyebilir, meçhul. Ufukta da zaten Sevres haritası çiziliyor.

Politika kansız bir savaş, ama savaş kanlı bir politikadır.
Mao Zedong

«G» NOKTASI

CHP’nin yenilikçi başkan ve MYK’sının, illüzyonistlere parmak ısırtan buluşlarına pes dedirten bir yenilik daha eklendi ve şapkadan bu kez « alternatif tezkere» çıktı.

Kılıçdaroğlu’nun sanki Türk askerini Kobani’ye mangal sefasına gönderiyormuş basitliğiyle açıkladığı alternatif tezkere fikri; tıpkı cumhurbaşkanı adayı gibi milletvekillerine danışılmadan kararlaştırılmış, tepeden inme bir müjde. Üstelik, « TSK Kobani’ye girsin, akraba Kürtlerimizi IŞİD’den kurtarsın »dan ibaret tezkere önerisi için tam iki gün düşünüp taşınmış, mesai harcamışlar.

Oysa hiiiç gerek yoktu!

Tezkerenin TSK’na biçtiği rol, tıpatıp ABD’nin TSK’ya biçtiği rol. CHP tezkeresi Amerikan önerisinden kopyala/yapıştır yapılsaydı, hem boşuna zahmet edilmez, hem de ulusal çıkarlara ihaneti daha az kaba ifade olunurdu!