PROVOKASYON

Sanırım, sahnede seyretmemiş olsak bile hepimiz Shakespeare’in ünlü oyunu Othello’nun öyküsünü biliriz.

Genellikle, insanlar siyah tenli Kıbrıs komutanının, güzeller güzeli erdemli karısı Desdemona’yı öldürmesiyle sonuçlanan olayın, ardındaki itici gücün, kin kadar sarışın, hilebaz, desiseci,. İago olduğunu düşünür ve olanlardan onu sorumlu tutar.

Oysa, o siyah tenli yiğit komutanının içindeki gerginlikler, aptal şüpheler, eksiklikler kompleksler olmasa, o denli erdemli Desdemona’ya iffetsizlik ve ihanet yükletebilmek, desise kumkuması İago’nun bile haddi değildir. Shekaspeare’nin kıskançlık olayını trajediye çeviren dehası, yalnız İago’nun iblisliğinde değil, aynı zamanda yiğit ama saf komutanın komplekslerinde kişilik gerginliklerinde odaklanmıştır.

Büyük ustanın bu öyküsünden alınacak derslerden biri de, provokasyonu yalnız yapana değil, daha çok yiyene bakmak gerektiğidir diye düşünürüm hep.

Kobani’nin ateşinin Türkiye’ye sarması ve 30 un üzerinde yurttaşımızın öldüğü, iç savaşı çağrıştıran olaylara iktidar hemen teşhisi koydu:

-Provokasyon!

Bu son toplumsal olaylarda provokasyon kokusunu almamak elde değil.

Bunlar ortaya çıkarmak da devletin görevi, çıkarmalı da!

***

Provokasyon, bir çok toplumda, toplumsal olayda, söz konusu olabilir.

Fitne insanlık kadar eskidir.

Ama bir fitneyle karlaşıldığında, fitneyi kotarıp pişiren kadar, yiyeni de sorgulamak gerekir:

-Neden fitne bu kadar başarılı olabiliyor?.

-Provokasyonun bu denli başarılı olmasından sorumlular, salt provokatörler mi?

Dilerseniz, soruyu başka şekilde soralım:

-Çoğu kişi ,her an bu tür olayların patlak vermesini beklemiyor muydu?

Bekliyordu.

Çünkü biliyor ve görüyorlardı ki, yıllar yılı, kendi oy istikrarını, karşısındakini ötekileştirmeye, karşısındakini düşman gibi göstermeye dayandırmış olanlar, başka bir deyişle istikrarı gerginlikte arayanlar, toplumu her an patlamaya hazır bir ortam içinde yaşatmaktaydılar.

Provokasyon bu kadar kolay başarı kazanıyor, ateş bu denli çabuk bacayı sarıyorsa, bunda provokasyonu hazırlayanlar kadar, hatta onlardan da çok, ortamı hazırlayanların sorumluluğu vardır.

Her yerde düşman arayan, her yerde kendine biat etmemiş olan herkesi düşman ilan edip nefretin hedefi haline getiren, nefret dilini ana dile dönüştüren davranışların egemen olduğu toplumlar provokasyona en açık yerler haline gelirler.

***

Yıllardır, toplumu bir arada tutan değerlerin hepsi reddedilmekte, biat kültürü, zaten henüz tam yerleşmemiş olan uzlaşı kültürünün yerine ikame edilmeye çalışılmakta, herkesin kendinden olmadığını varsaydığını düşman olarak görmeye başladığı, gerginlik dilinin siyasete egemen olduğu, muhalefetin, basının düşman olarak nitelendiği bir ortamda toplumun inananlar inanmayanlar gibi karnıyarık misali ortadan ikiye ayrıldığı, onunla da yetinilmeyip, Kürt Türk diye bir daha ayrıldığı.

AKP’ li Türk’ün, CHP li Türk’ü, Hak Parcı Kürt’ün HDP li Türk’ü düşman gördüğü hani neredeyse katli vacip saydığı bir ortamda, Türk Türk’ün, Kürt Kürt’ün ve de hepsi birbirinini kurdu haline gelmeye başlayınca, bunların hepsini birbirine düşürmek, hepsine birbirine kırdırmak işten bile değil.

IŞİD’in hem Türkler, hem Kürtler ve şu anda hatta hem insanlık açısından en büyük tehdit olduğu konusunda, geniş tabanlı bir mutabakat var!

Ama bizim, helak olmak, batağa saplanmak, en ufak provokasyonda birbirimizi kırmamız için IŞİD’e gerek yok.

Toplumu her türlü,düşmanlığa, açık hale sokan iktidarımız ve egemeni yeter.

Son provokasyona bakınca gerçek sorumluyu görmemek ve acı gerçeği itiraf etmemek mümkün mü:

-Ahmağı bol olan diyarın fitnesi hiçbir zaman eksik kalmaz.