SUSUN ULAN SİSTEMİ!

Başbakan Tayyip Erdoğan’dan sonra bu makama gelen Ahmet Davutoğlu görünüşü, fiziği, -bir öncekinin yanında- akademik terbiyesi, çocuksu sevimliliğiyle sahici bir başbakandan ziyade 23 Nisan’da o koltuğa oturmuş bir öğrenci heyecanı aksettiriyordu.
 
Onun bu hali Afrika’da bir ceylanla arkadaş olmuş aslan yavrusunu andırıyordu. Babası yanlarına gelip, küçük ceylana pençeyi indirince yavru aslan da ne yapacağını anlamış oluyordu!
 
Türkiye’nin başbakanı da ne yapacağını büyüğünden kısa sürede öğrendi:
 
-Kılıçdaroğlu’nun aklına ihtiyacımız yok!
 
Davutoğlu gayet güzel bir demokrasi ahlakı sergiledi:
 
-Sen sus yeter!
 
Ne güzel değil mi?
 
Ana muhalefet liderinin ağzına tıkıverdi önerisini.
 
Böyle giderse yakında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de ihtiyaç kalmayacak demektir. Çünkü orada konuşulan her şey Hükümet açısından “vakit kaybı” olacaktır.
 
Çoğunluğa sahip bir Hükümet kendi içinde hatta daha dar bir ekiple ülkenin kaderini ilgilendiren her konuda kararlar alıp uygulayacaklar, bu kararlara itiraz eden olursa da hemen ağızlarının payını verecekler:
 
-Sen sus!
 
Peki ya susmazsa?
 
Parlamento çoğunluğu onları susturacak bir yasal düzenlemeyi jet hızıyla Meclisten geçirecek, sonra da düşmanlara(!)…
   
Düşmanlar ikiye ayrıldığını Türkiye Cumhuriyeti’nin 91 yıllık tarihinden biliyoruz zaten: 1) Dış düşmanlar, 2) İç düşmanlar!
 
İktidar zehrini damarlarına zerk etmiş bütün siyasi hareketler, organizasyonlar, partiler için bu son derece avantajlı yönetim şeklidir!
 
Sadece küçük bir sorunu bulunuyor: Bunu uzun süre aynı kıvamda sürdürebilmek mümkün olamıyor!
 
Hele, hele AKP gibi “tek kişilik parti” açısından bu hiç kolay bir iş değil. Zaten “yönetemezlik” ortaya çıktı bile… Yoksa Cumhurbaşkanlığına terfi etmiş olan Tayyip Erdoğan niye bu kadar kısa sürüde sahaya insin ki?
AKP’nin alçak sesli ağır topu Beşir Atalay, basın toplantısında “Ana Muhalefet iktidarın yarısıdır” demişken, “Yarım Başbakan” çıkıp böyle konuşabilir miydi?
 
-Ana Muhalefet; kes sesini!..
 

Orman Çiftliği Makamı

 
Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde yapımına başlanan Atatürk Onman Çiftliği arazisi içindeki yeni Başbakanlık Makamı ve konutu inşaatı bitirildi.
Ama küçük bir “sorun” çıktı: Erdoğan artık Başbakan değil,
Cumhurbaşkanı!
 
O zaman ne olacak?
 
Büyük yapının kapısına Cumhurbaşkanlığı forsu yerleştirilecek ve söz konusu makam terfi ettirilecek!
 
Ankaralılar gördükleri için biliyorlar. Bizim gibi ara sıra Ankara’ya yolu düşenler ise yapının ne kadar hızlı ilerlediğine tanık oluyorlar.
 
Yeni Cumhurbaşkanlığı binasının büyüklüğü dudak uçuklatacak boyutlarda. AKP iktidarı boyunca her şeyin en büyüğünü, en hızlı biçimde hayata geçirdi. Bunun için sadece çimentoya ihtiyaçları vardı. Yasa, hukuk, imar planı gibi detaylarla hiç zaman kaybetmediler!
 
Şimdi de tarihin en büyük Cumhurbaşkanlığı konutuna yerleşecekler.
Burada dikkat çeken bir şey var:
 
-Biz bu yapılara Türkiye Cumhuriyeti için yapıyoruz demiyorlar!
 
Öyle ya zamanı gelince gidecekler, yerlerine başkaları gelecek!?. Hiç öyle bir cümle telaffuz etmediler.
 
Sanki sonsuza kadar oralarda kalacaklar gibi planlama yaptıklarını gösteriyorlar. İtirazlara karşı şimdi daha “sağlam” verileri oluştu:
 
-Reisimiz çiftlikte oturmuyor mu?
 

Gazeteci barıştan yanadır!

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkan Nail Güreli döneminde Başkan yardımcısı Umur Talu’nun gözetiminde Meslek İlkeleri İzleme Komitesi tarafından titiz bir çalışmayla hazırladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi bizim mesleğin anayasasıdır.

Orada gazetelerin nasıl çalışacakları, nasıl haberlere ulaşacakları, ulaştıkları haberleri nasıl yayınlayacakları en ince ayrıntılara kadar yazılmıştır.

Bir de gazetecinin tanımı vardır:

“Gazeteci başta barış demokrasi ve insan hakları olmak üzere insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur!!!” (Gazetecinin Temel Görevleri.
Madde: 3)

Sonra şöyle devam ediyor:

“Milliyet, etnisite, cinsiyet, din, dil, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm hakların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır!”

Bitmedi daha var:

“İnsanlar, topluluklar, ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyeci yayından kaçınır.!”

Geliyoruz en önemli noktaya:

“Gazeteci her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtıcı yayın YA-PA-MAZ!..”

Bir madde daha var ki, Türkiye’de gazeteciliğin ne kadar kulvarından uzaklaşmış
olduğunu açık olarak gösteriyor:

“Gazeteci devleti yönetenlerin belirlediği ulusal ve uluslar arası konularda ön yangılara değil halkın haber alma hakkına dayanır!” (Madde: 17)

Özetlemek gerekirse başa dönebiliriz:

-Gazeteci barıştan yanadır!