LAWRENCE’A NANKÖRLÜK

Türkiye’de yapılan her işin kalitesi öyle düştü ki, yandaşlık bile ikinci sınıf zekalara kaldı, medyadaki yalakalar hem yetkin değil, hem de yaratıcı olamıyor.

Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmara Üniversitesi’nin yeni eğitim yılı açılışında yaptığı konuşmada, « Hizmet eri görünümünde, gazeteci yazar görünümünde, terörist görünümünde yeni Lawrence’ların çabaladığını görüyoruz. Hizmet diyerek, basın özgürlüğü diyerek, bağımsızlık savaşı ya da cihat diyerek Sykes-Picot anlaşmaları yapanlar var, » dedi.

Ben yalaka televizyon patronu olsaydım, hemen o akşam, yandaş kanalımda David Lean’ın 1962 yapımı « Arabistanlı Lawrence » filmini gösterir, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği düşmanı ve tehlikeyi, Peter O’Toole’ün harika canlandırmasıyla desteklerdim!
Gel gör ki ben yalaka ve patron değilim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın propogandacıları arasında da -Allah’tan!- Goebbels’in zekasıyla aşık atabilecek tek bir kafa yok.

Bu yokluk, Erdoğan ve kurmaylarının Goebbels’e özenmedikleri, « ilmini » taklide çalışmadıkları anlamına gelmiyor tabii. Kafacıklarının bastığı oranda, ellerinden geleni yapıyorlar.

***

Hitler’in propaganda bakanı Goebbels, felsefe doktoru bir iletişimciydi.«Hedef kitlenin psişik durumu hakkında iyi bilgi sahibi olup ısrarla tekrarlayarak, dört köşeli karenin aslında yuvarlak bir çember olduğuna ikna etmek zor değildir. Sonuçta kare de çember de iki sözcükten ibarettir. Sözcükler ise taşıdıkları fikirler tanınmaz hale gelinceye kadar çarpıtılabilir, » derdi.

Bizim Goebbels’cikler ise fıkıh doktoru ve ilahiyatçı yazar olmadıkları zaman, yüce hatibin borazanından ibaret oluyorlar. Erdoğan’ın Lawrence dediğini yuvarlayacaklar yuvarlamasına da önce Lawrence’ın ne olduğunu anlamaları gerekiyor ki, o da kolay olmuyor.

Dolayısıyla meydan yine bize, karenin çember diye yutturulamadığı basın paryalarına kalıyor. Belleğimiz de güçlü, tutturuyoruz «dört köşe yuvarlak değildir, Lawrence da senin ideolojinin atasıdır,» diye.

Gerçekten de Ortadoğu’daki hiç bir İslamcıya, İngiliz casusu Thomas Edward Lawrence’ı kötülemek düşmez, haddi de değildir, çünkü nankörlük eder.

***

Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası bölgede ortaya çıkan hepsi emperyalizm işbirlikçisi tüm Arap örgütlerinin ebesi, Lawrence’dır.

Amirlerinin kum üstüne değnekle sınırlar çizerek devletçiklere ayırdığı bölgede, Lawrence’ın doğurttuğu sözde Arap milliyetçiliğinin bugünkü mirasçıları Müslüman Kardeşler, Hizbullah, El Kaide, El Nusra ve şimdi de IŞİD’dir. Daha da onlarcası vardır da, henüz gündeme sokulmamışlardır.

Bütün bu örgütlerde, hatta malum el işareti Rabia’da bile bu İngiliz casusunun parmak izine rastlayabilirsiniz.

İstisnasız hepsi, ABD ve yandaşlarının öyle ya da böyle işbirlikçisidir.

Onyıllardan beri Arap halklarının tepesine vidalanan ve kendinden menkul kral şeyhlerden, aşiret diktatörlerinden oluşan bir avuç azınlık, Lawrence artığıdır.

Sözlerimin gerçekliğinden kuşku duyanlar, Ortadoğu çöllerinde İngiliz casusu Lawrence ve Arap uşaklarıyla boğuşan Teşkilatı Mahsusa mensubu Kuşçubaşı Eşref ile yoldaşı Mehmet Akif Ersoy’un ortaya çıkardıkları kalleşçe tuzaklara ait belgeleri, yazışmaları okusunlar!

Demem o ki, bugün Müslüman Kardeşler’e sahip çıkıp Ortadoğu’da ne kadar emperyalist uşağı varsa Sünni kardeşlik adına bağrına basan, hatta iş ortaklığı kuranlar, İngiliz casus Lawrence’ı minnetle anmalıdır. Tersi değil.

Ve zaten dünya da yuvarlaktır, döner. Alıklar dört köşe olduğuna inansa da döner, inanmasa da durmaz.

***

Y.N. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, medyada da epeyce hareketliliğe yol açan « Cehalet Salgınında Ebola » başlıklı yazıma pek bir ilgi gösterdi ve Ebola’ya karşı alınan önlemler ile prosedürleri içeren bir açıklama gönderdi.

Açıklama nazik, ancak bildiklerim dışında tek bir yenilik içeriyor: Genel Müdürlüğün elinde 34 adet termal kamera varmış, ama DSÖ henüz önermediği için hava limanlarına konulmamış!

Demek termal kameraları çoktan devreye sokan tüm diğer ülkeler, pas geçtikleri DSÖ’ye ayıp etmişler. Umalım ki Ebola ayıp etmez ve Türkiye’ye ulaşmak için kameraları bekler.

Ebola göründüğü kadar kötü değil, bulaşınca öldürüyor!
Aytekin Kotil / THY Genel Müdürü

«G» NOKTASI

YENİ LA FONTAİNE

Timur’dan devşirme
Yeni Osmanlı filleri
bunlar
her yerde hortumları var
yanlarında çakalları
yarasa mağaralarında
genç ölülerin kömürleşmiş
etlerini yiyorlar
sincaplarımızı serçelerimizi
vurdular
korkak ve sahte aslan bozuntuları
çoktan kaçtılar
gerçekleriyse
kumpastan kan uykusundalar
sürüler halinde geziyor
hırsız tilkiler
zürafa boyunu aşmışken umutsuzluk
birden ağaçların içinden
yorgun ve yoksul emekçi karıncalar
çıkıyor meydanlara
önlerinde çılgın Ağustos böcekleri
omuz omuza söylüyorlar
şarkılarını
yeniyorlar kötüleri kötülükleri
hayvanlarla beraber insanlar da
seviniyor
yeniden ayağa kalkıyor orman
Çocuklar
bu hayaller benim
gerçekleştirmesi sizin

A.KADRİ ERGİN