BABIALİ’NİN KAYBETTİĞİ ADAM!

Yeşil gömlekli genç adam “Cengiz Beyin yakınları siz misiniz?” diye sorup, daracık bir bölüme aldı onları. Hastalığı boyunca ona bebeği gibi bakan eşi Sevinç, kızı Ayça, oğlu Umut ve bu satırların yazarı kardeşine önce “oturun” dedi. Sonra alçak sesle anlatmaya başladı:

-Cengiz Bey müdahalelerimize yanıt vermiyor. Elimizden gelen her şeyi yaptık. Maalesef kaybettik. Başınız sağ olsun!..

22 Ekim akşamı saat: 18:30’u gösteriyordu. Çapa Tıp Fakültesi’nin Yoğun Bakım Ünitesinin yandaki girişinde oldu bunlar…

Yakın arkadaşı Arif Keskiner, “Cengiz, Babıali’nin kaybettiği adamdır” derdi. Onun hak ettiği yerlerde olmamasını böyle açıklardı Keskiner…

22 Ekim akşamıysa gerçek anlamda kaybettik Cengiz Alpman’ı… Fazla tevazuu sahibiydi. Halbuki bu memlekette olunmaması gereken şeylerin başında geliyordu bu özellik:

-Fazla tevazuu sahibi olma, inanırlar!

Mesela 1998’de Fransa’da FİFA Dünya Kupası vardı. Turnuva öncesi çalıştığı gazetede katılacak takımlar ve şampiyona hakkında kapsamlı bir yazı dizisi hazırlamıştı. Galatasaray Liseliydi. İleri derecede Fransızca ve İngilizce biliyordu. Ona sormadılar “Fransa’ya gitmek ister misin?” diye… Fransa’daki şampiyonaya Türkçeyi zor yazanları yolladılar! O da kimseye bir şey söylemedi. Zaten hiç bir zaman kendisi için bir talebi olmadı!

Bileşim Yayınlarından çıkan “Avrupa Futbol Şampiyonası’04” adlı kitabının arka kapağında kısa biyografisinde kendisini şöyle anlatıyordu:

“1943 yılının bitmesine iki hafta kala Beykoz’da ciyaklayarak hayata gözlerini açtı. Galatasaray Lisesinden sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İşletme-Maliye bölümünü 12 yılda olsa da bitirdi. Üniversiteyle birlikte gazeteciliğe başladığından işletme ya da maliye ile ilgili girişimlerde bulunmadı, vergisinin kaynakta tevkifi dışında…

Bir sürü gazetede görevler aldı. Kamerada da çalıştı, umumi neşriyat müdürlüğü de yaptı. Son, Günaydın, Tercüman, Sabah’ın yanı sıra daha birkaç gazetede haber, sayfa, yazılarla haşır neşir oldu. 21. Asırla birlikte Radikal Spor’da ikinci baharını sürdürme çabasında… Evli, bir kızı bir oğlu olan Alpman, gazeteci olmayı gazeteci-yazarlığa yeğliyor…”
 
Görüldüğü gibi kendini hiç de önemseyen biri değildi.

Ama yakın çalışma arkadaşları onun entelektüel bilgisine saygıda kusur etmezlerdi:

-Google yokken, Cengiz vardı!

Genç beyinlerin sivri dilli eleştiri sitesi Ekşi Sözlük’te Cengiz Alpman için yazılanlar, Arif Keskiner’in içini ferahlatacak cinstendi:

Cofeenicotine rumuzlu sözlük yazarı şöyle diyordu:

“Avrupa ve Türk futbolu hakkında Radikal gazetesinde yazan, kelimeleri hareketli kıvrak, edebiyata olan ilgisini yazılarından hissetiren medyatik olmamış kaliteli futbol yazarı.”

Mathieu Delarue rumuzlu genç ise şunları yazıyordu:

“Dünyanın her yöresinde oynanan futbol hakkında geniş bilgisiyle futbol tutkunlarının hayranlığını hak etmiş güzide bir spor yazarı. Eğer fotoğrafını görmesem yeni jenerasyondan olduğuna yemin edebilirdim. İki takımın maç yapmasını ‘güreş tutmak’ olarak nitelendirir. Bilgi ve içeriği kadar matraktır yazıları…”
 
Bunun örnekleri de vardı. Mesela yönetim hataları öne çıkan hakemler için “Maçın Düdüğü” tanımını yapardı.
İnce esprilerini hiç bırakmadı. Hayatının sondan ikinci gününde yoğun bakım ünitesinde ona akşam yemeğini yediren kızı Ayça’nın “yarın sabah görüşürüz Baba” sözlerine şöyle karşılık vermişti:

-Bakalım..!

Bu eksik bırakılmış bir cümlenin ilk kelimesiydi. Bakalım sağ çıkabilecek miyim? Yerine söylemiş tek kelimelik bir soru işaretiydi.  

Cengiz Alpman benim 40 yıl aradan sonra bulduğum öz ağabeyimdir. Ayrı annelerden doğmuş aynı babanın çocuklarıydık. En son 1957’de Ankara’da görüştüğümüzde ben 5, Abim ise 14 yaşındaydı. Bazen savaşlar olmadan da aileler kendi içlerinde darmadağın olabiliyorlar.

Aradan 40 yıl geçti. Ortak bir dostumuzun acılı gününde Levent Camiinin avlusunda yan yana geldik. Spor Yazarları Derneği’nin lokalinde bir büyük rakıyla hasret gidermeye başladık. Beni, gazeteci arkadaşlarına  “Kardeşim Nazım, kırk yıldır görmüyorduk birbirimizi” diye takdim etti o gece…  Haliyle ardından gelen “niye görmüyordunuz?” sorularına da Cengiz Alpman cevabı verdi:

-Kırkımız çıksın diye bekliyorduk!

Kırk yıl sonra Levent Camiinde bulduğum Cengiz Ağabeyim ile 24 Ekim 2014 Cuma günü öğle vakti yine aynı yerde vedalaştık!