BENİ BUL ANNE!

Dünden beri kulaklarımda onların çığlığı. "Beni bul anne!" diye haykırıyorlar! Beni de, beni de, beni de… "Seni özledim Anne!" … Seni de, seni de, seni de…

Onlar, kardeş, ağabey, baba, eş, sevgiliydiler. Çocuktular. Analarının babalarının, eşlerinin ya da çocuklarının biriciğiydiler. Eşsizdiler.

Günün birinde… Kaybolmadılar. Zorla kaybedildiler.

Derin devletin dönen çarkları arasında kaybedildiler. Her direneni ezmeye kararlı, insan öğüten dişliler arasında kaybedildiler… Karanlık çıkar ilişkilerin çıkışı olmayan labirentlerinde… Emniyette, gözaltından ya da karakolda… JİTEM’de ve kontr – gerilla’da… Hapislerde zindanlarda ve de işkencede… Sokak ortasında, ormanların karanlığında ya da dağ başında kaybedildiler …

Bir üç beş değil, yüzlerceydiler. Adları değişti, yaşları değişti; yazgıları , akıbetleri, faili meçhul olmayan katliamlarla yok edildikleri gerçeği değişmedi.

Hitler döneminde Nazilerin yöntemiydi. Şili’de Allende’nin katlinden sonraki uygulamaydı. Arjantin’de Pinochet’nin muhaliflerine karşı sindirme hareketiydi insanları kayıp etmek yani yok etmek… Türkiye Cumhuriyeti de bu bu pis tarihin bir parçası oldu. Almanya, Şili ve Arjantin , bu pis tarihle yüzleşti, hesap verdi. Türkiye Cumhuriyeti hayır.

Ne bir yüzleşme, ne de hesap soranlara karşı bir saygı, bir yanıt verme çabası, bir empati, bir duyguldaşlık… Ne de vicdan…

Sadece onlar , sadece Cumartesi Anneleri kayıpların peşinde düştü. Kaybedilen çocuklarını bulmayacaklarını bilseler bile; sevdiklerinin hayatından umudu kesmiş olsalar bile peşini bırakmadılar… Gerçeği öğrenmek için, çocuklarının kemiklerine, mezarına ulaşmak için , hesap sormak için, adalet aramak için, her cumartesi canlarını kanlarını ortaya koydular.

Galatasaray’da, canlarının fotoğrafları ellerinde, ilk oturma eylemlerini yaptıklarında anımsıyorum yanlarında çocuklar da vardı. Yıl 1995’ti .

Çok iyi anımsıyorum: Neden çocukları da getiriyorsunuz diye sorduğumda , bir Cumartesi annesinin verdiği yanıt kanımı dondurmuştu: " Onun da kaybedilmemesi için". Bir çocuğu kaybedilen, öteki çocuklarını da kaybetmekten korkuyordu…

Sonra her Cumartesi polis şiddeti, polis saldırısı. Coplar, gözaltıları… Cumartesi anneleri direndi. Gözyaşlarını, acılarını ve umutlarını polis copuna kalkan kıldılar…

Bugün o çocuklar büyüdü yetişkin delikanlılara, genç kızlara dönüştü.

Sonra AKP dönemi. Tamam dediler. Biz kayıplarınızla sizi buluşturacağız dediler. Parti programımızda var dediler. Hesap soracağız dediler. Oysa sadece bir gölge oyununun acemi oyuncularından ibarettiler. Oynadıkları oyunun adı "Kandırmaca"ydı.

Dün Galatasaray İstiklal Caddesi tarihi bir gün yaşadı. Belki daha ilk günden Cumartesi Annelerin sesine kulak verilseydi, bugünlere gelmezdik.

Dün Türkiye Cumhuriyeti tüm kayıplarını bir kez daha hatırladı. Son kayıp bulunana dek mücadeleye devam etmezsek korkarım ki, insanlığımızı da kaybedeceğiz.

Kulaklarımda "Beni bul anne!" çığlığı … Dilimin ucunda Nevzat Çelik’ten üç dize:

"annem yıldız kayıyor içinden dilek tut 
koşuyor sana kısa pantolonlu çocuk gözünde gözümde gözlerinde bin umut"