BULUTLAR GEÇERKEN

Büyük Ada’daki çalışma odamda, bilgisayar karşısında, Cumartesi yazım için konu düşünmekteyken, bir an başımı kaldırdığımda Batı yönünde geçmekte olan bulutları gördüm…

Onlarla birlikte, hemen sağımda, üst kattaki odamın penceresini açıp kolumu uzatsam neredeyse dokunabileceğim yakınlıkta, eflatun renkli çiçeklerinin parıltısı henüz solmamış begonvil dallarına; onların hemen arkasında gepgeniş açılan doyumsuz Büyük Ada görünümüne; usul usul salınan ağaçlara, solumda kalan koruluğun kopkoyu ve sımsıkı yeşilliğine, en yükseği üç katı geçmeyen çoğu beyaz badanalı evlere, büyük kentlerde görülmesi artık bir düş olan pembe kiremitli damlarına ve daha da ötedeki durgun denize, onun da ötesindeki belli belirsiz İstanbul siluetine bir zaman dalıp gittim…

Bunları yazmaktayken yaklaşan akşamla birlikte gökyüzü biraz daha kararmış, bulutlar az daha puslanmış, devinimleri daha az seçilir olmuştu…

Masa lambamı açtım.

Cumartesi yazım için konu düşünmeyi sürdürdüm…

***

Acaba ne hakkında yazmalı; ülkemizin, insanımızın hangi sorunundan söz etmeliydim…

Karaman’ın Ermenek ilçesindeki maden faciası ülke gündeminin şimdilik ön sırasında yer alıyor…

Şimdilik, çünkü Perşembe günü yazmakta olduğum bu yazı yayınlandığında ülke gündemi de büyük olasılıkla değişmiş olacaktır…

Söz gelimi, gökdelen inşaatının tepesinden yere çakılan asansörde canlarını yitirenler kaç kişiydiler, kaçımız anımsıyor?

İnşaat sahipleri için soruşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini
belli belirsiz anımsıyorum.

Tıpkı Ermenek’teki madenin işletmecileri gibi, AKP yöneticilerinin yakınlarıydı bu kişiler.

Yaptıkları açıklamada madeni su basmasını doğal afet olarak açıklayan bu kişiler hakkında da, soruşturmaya yer olmadığı kararı verileceğinden kuşku duymamak gerekir.

Tıpkı Soma’daki cinayetin sorumlularından da herhangi bir hesap sorulmadığı, sorulamadığı gibi…

Ülkenin bir afetle boğuşmakta olduğu çok açık.

Fakat doğal değil, toplumsal bir afet, insan eliyle yaratılan bir felaketler zinciri bu.

Doğal afetler gelir geçer. Bunlar ise tekrarlayan, hiç geçmeyen, kalıcı felaketler. Nedeni de sorumlularının doğa değil, insan oluşu…

***

Ak Saray denilen kaçak inşaatı Cumhurbaşkanlığı konutu, içinde oturan kişiyi Cumhurbaşkanı olarak halkımızın yüzde kaçı içine sindirebiliyor?

Bir anket yapılmalı, fakat şöyle sorulmak kaydıyla:

Devletin ve Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, gelmiş geçmiş bütün cumhurbaşkanlarının konutu olan, bu anlamda da tarihsel, simgesel bir değer taşıyan Çankaya yerine, bu günkü cumhurbaşkanının, karşılığında çok sayıda okul ya da hastane ya da fabrika açılabilecek çok büyük harcamalarla, üstelik yargının durdurma karırını hiçe sayarak kendisine bir saray yaptırmasını içinize sindirebiliyor musunuz?

Bu kaçak sarayın Mustafa Kemal Atatürk’ün örnek bir çiftlik ve halkın dinlenme alanı olarak bir bataklıktan yaratıp halka armağan ettiği bir alanda yaptırılmasını ve Atatürk Orman Çiftliği olarak kuşaklar boyunca benimsenmiş adının da değiştirilmekte oluşunu nasıl karşılıyorsunuz?

Dürüst, gölgesiz bir anket sonucu, bence, bu kişiye oy verenlerin çoğunluğunun da oylarıyla olumsuz çıkacak; savurganlığın ve Cumhuriyet değerlerine saygısızlığın benimsenemediği görülecektir…

Benzer bir anket, akıl almaz boyutta çalıp çırpmaların kısa süre önce yine akıl almazca ört bas edilmesi konusunda da neden yapılmasın…

***

Bulutların geçişinden buralara geldim…

Pencere camlarının gerisinde kapkara bir gece var şimdi…

Fakat biz onları görmüyor olsak da, bulutlar bildikleri yolda geçmeyi hep sürdürecekler…

Tıpkı yaşam gibi…

Hiçbir karanlığın büsbütün örtemeyeceği ;iyilikler gibi kötülükleri, yücelikler gibi alçaklıkları, hakikatler gibi yalanları bir yere kaydeden ve günü geldiğinde hepsinin dökümünü gözler önüne serip hükmünü veren sonsuz ve ölümsüz yaşamın kendisi gibi….