KARİZMA, KERİZMA

Paris bütün büyük dünya başkentleri gibi, belki çoğundan da daha fazla heykeller kenti. Şehrin dört bir yanında büyüklü küçüklü meydanları süsleyen , kimileri havuzlarla birlikte etrafı bezeyen heykellerle dolu.

Paris’te büyük heykel sanatçılarının her birinin kendi adıyla anılan genellikle eski atölyelerinin veya evlerinin olduğu binalarda kurulmuş müzeleri var.

Antoine Bourdel, Auguste Rodin , Aristide Maillol bunlar arasında.

Paris’te benim sevdiğim heykellerden biri de, Jean Cardot’nun Grand Palais’nin yanına dikilmiş olan General De
Gaulle heykeli.

Yapıt, bu “ordusuz komutan”ın meşakkatli kurtuluş yürüyüşünü çağırıştırıyor.

Fransa tarihinde müstesna yeri olan bu asker siyasetçinin aynı zamanda çok önemli bir yazar olduğunu bilir miydin?

Şatafatlı bir üslubu var, General’in ve biraz okuyunca hemen tanıyı da koyuyorsun :

-Birinci tekil şahıs yazarı

Ama, çoktan tarihe gömülmüş, yarım sayfalık tümcelerle bezeli de olsa kendine özgü,eşsiz ve değerli bir üslup bu.

General’in, kitaplarından birini (Umut Anıları) yarım sayfalık tümcelerle boğuşarak, ama onları kısaltma kolaycılığına başvurmadan çevirdiğimden biliyorum.

***

Bundan elli yıl önce, Fransa’yı ilk kez ziyaret ettiğimde, ertesi yıl öğrenci ve gazeteci olarak bir süre kalmaya gittiğimde, 1968 öğrenci olaylarını öğrenci ve gazeteci olarak içinden yaşadığımda, General De Gaulle Cumhurbaşkanı idi.

Çok politikacının aksine Fransa’nın bu seçkin evladı, öldüğünde yoksul sayılırdı. O kadar ki, ölümünden sonra ailesi Colombay Les Deux Eglises’teki evini satmak zorunda kaldı.

De Gaulle güzel konuşan, insanları etkileyen toplulukları peşinden sürüklemeyi beceren karizmatik bir kişiydi.

General De Gaulle, kendinde olmayan bir karizma vehmeden çoğu politikacının aksine, gerçekten karizma sahibiydi.

İnsanları büyüleme, peşinden sürükleme yetisi olarak da tanımlanabilecek karizmanın sahicisini, sahtesinden ayırt edip, onca palavranın içinden, gerçeğini bulup çıkartmamızı sağlayan ölçüt nedir dersin?
Öyle ya, çok kişi karşısındakini etkileme yetisine sahip, ama bunların hepsi karizmatik olamıyor, hatta kimisi dolandırıcı, kimisi şarlatan oluyor.

Ama yine de insanları etkileyebiliyor.

O zaman nasıl ayıracağız sahici karizmayı sahtesinden?

Sanırım, insanları peşinden sürüklerken, toplumu kendini aşarak,daha büyük hedeflerin peşine takabilme ölçüt olabilir.

***

İşte bu noktada De Gaulle iyi bir örnek oluşturuyor, yenik bezgin, ezik bir toplumu önce teslim olmamaya, sonra direnmeye ikna ederek zafere sürüklüyor. Tıpkı Mustafa Kemal gibi.

Burada liderin etkileme gücünün toplumu kendini aşmaya ittiğini görüyoruz. Karizmanın özü burada yatıyor.

Yoksa lider denen adam, var olan ön yargıları, saplantıları pohpohlayıp, “ehli kerizan”ın testislerini okşayarak, toplumu olduğu yerde saydıran, hatta geriye götüren ,leş gibi ayak kokulu bir popülizmle de, insanları etkileyebilir.

Örneğin bir dönemde, siyasi mahkumları asması eleştirilen bir diktatör, tv. ekranlarında “bunları asmayıp da besleyelim mi?” dediğinde, hiçbir konuda bilgisi olmadığı halde, her konuda fikri olan keriz bunu izlerken, etkilenir, hatta bayılır.

Ama bu etki cehalet ve kerazet üzerin bina edilmiş olup, toplumu ileri iten değil, geri götüren bir gücü olduğundan karizma değildir.

Cehalet ve kerazet üstünden etki vaki olduğundan bu olsa olsa “kerizma”dır
Bu iki kavramı bilmeden tarihi okumak,örneğin Cumhuriyetimizi anlamak mümkün değil.

Karizma ile kerizmayı birbirinden iyi ayırmak,zinhar karıştırmamak gerek.

Bunları birbirine karıştıran toplumlar, sıfırdan gidiş- dönüş bilet almış durumuna düşerler.

Aman dikkat!